Uzun süredir Filistinliler arasında tartışma konusu olan diyalog, Filistinli hareketlerin boykot kararı ile yeni bir döneme girdi.
Uzun süredir Filistinliler arasında tartışma konusu olan diyalog, Filistinli hareketlerinin isteklerinin karşılanmaması üzerine yeni bir döneme girdi. Filistinli hareketler, Kahire diyalogunu boykot ettiler.
İsra Haber Genel Yayın Yönetmeni İsa Eren, Araştırmacı-Yazar Ahmet Varol ile Kahire diyalogunun neden başarı ile sonuçlanmadığını ve Filistin'deki son gelişmeleri konuştu.
Ahmet Varol'un Filistin'deki son gelişmeler üzerine önemli değerlendirmelerinin yer aldığı röportajı sunuyoruz:
İsra Haber: Son günlerde Filistin’de önemli gelişmeler yaşanmakta. İsrail, ateşkesi ihlal ediyor. Rice, Filistin’e geliyor. Abbas, siyasi tutuklunun olmadığını gerekçesi ile Filistinli hareketlerin isteklerini reddediyor. Bunun akabinde de Kahire diyaloğu boykot ediliyor. Bu gelişmelerin hepsi birbiri ile ilişkili mi?Ahmet Varol: Olayları ardı ardına gelmesi gerçekten de dikkat çekicidir. Amerika’de seçim sonuçların dünya kamuoyunun dikkatlerini üzerine çektiği bir sırada işgal rejimi ateşkesi bozarak Gazze şeridine saldırı düzenledi ve o gecede 6 mücahid şehid edildi. Bu saldırının 9 Kasım’da başlaması planlanan ve sonrasında ertelenen diyalog öncesine dek geririlmesi de tesadüf değildir.
İsrail işgal devleti ile Amerika aslında diyaloga çok sıcak bakmıyordu. Ama son zamanlarda bu diyalog aracılığının Mısır’dan başka ülkelere kayma ihtimalinin olmasının dış güçleri rahatsız etti.Tahmin ettiğimiz kadarıyla Mısır’ın gözetiminde bir diyalog başlatılmasını istediler. Fakat diyalog görüşmeleri olsa bile bu görüşmelerin başarısız olmasını sağlamak için de hazırlıklı olduklarını bilinmekteydi. Son saldırı, bu hazırlığın bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
İsra Haber:Hamas, İslami Cihad ve diğer bazı hareketler Filistin diyaloguna katılmayacaklarını bugün ilan ettiler. Bu son gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?Ahmet Varol: Filistinli direniş grupları Mısır’a bazı mülahazalar ilettiler. Özellike Mısır’ın uzlaşma olarak adlandırdığı bir proje vardı. Bununla ilgili olaral Hamas’ın da diğer hareketlerin de bazı mülahazaları oldu. Bu mülahazalara olumlu yanıt almayınca, boykot kararı alındı.
İsra Haber: Bu uzlaşma taslağı göz önünde bulundurulduğunda Mısır’ın tarafsız olduğu söylenebilir mi?Ahmet Varol: Hayır. Bilindiği üzere Mısır’ın taraf tutmaması, Abbas’tan yana tavır sergilememesi için Filistinli hareketler mülahazalarda bulundu. Fakat bunda da istenilen netice alınamadı. Mısır, Abbas’tan yana tavır koymaya devam etti. Bugün sabah 4 direniş grubu (Hamas, İslami Cihad, Filistin Kurtuluşu Genel Komutanlık ve Yıldırım) diyalogu boykot edeceklerini Mısır’a ilettiler.
Tabi bu hareketler Filistin’in ana eksenini oluşturmasından ötürü, bunların diyalogtan çekilmesi ile Fetih diyalog masasında kalsa da diyalogun bir anlamı kalmayacaktır.
İsra Haber: Kahire Diyalogun önündeki engeller nelerdir?Ahmet Varol: İki temel engel bulunmaktadır. Bunlardan ilki Mısır’ın tutumudur. Diğeri de Fetih yönetiminin Ramallah bölgesinde siyasi tutuklamalara devam etmesidir. Bir yandan bu tutuklamalar devam ederken bir yandan da “Bizim kontrolümüzde olan yerlerde siyasi tutuklular yoktur” açıklamalarında bulunmaktalar. Siyasi tutukluların varlığını inkar ederek, normal adi suçlardan ötürü tutuklandıkları izlenimini vermeye çalışıyorlar. Halbuki son 24 saatte 26 kişi daha tutuklandı. Damir adlı bağımsız Filistin insan hakları kuruluşu tarafından hazırlanan raporda da Abbas’ın kontrolündeki hapishanelerde 600 tane siyasi tutuklunun olduğu dile getirildi. Damir “Bu kişilerin hepsinin isimleri elimizde” şeklinde bir açıklamada bulundu. Bu kişiler bir takım suçlamalarla hapiste tutulabilirler ama bu kişilerin hapiste tutulmalarının asıl sebebi siyasi gerekçelerdir. Zaten 4 direniş grubunun çekilme kararının bir sebebi de buydu. Tutukluların serbest bırakılması konusunda hiçbir olumlu gelişmenin olmaması boykotun gerekçesiydi. Diğer yandan Gazze’den yapılan açıklamalarda da “Abbas, insanlarımızı serbest bırakma çağrılarına kulak tıkarken diğer tarafta Kahire’de diyalog masasına oturmanın bizim açımızdan bir anlamı olmayacaktır” denildi. Zaten vakıa da bunu gösteriyor. Batı Şeria’daki tutukluların serbest bırakılmaması da diyalogun önünü tıkamak anlamına gelmektedir.
Kritik gelimeler yaşanıyor. Bu siyasi altyapının bu şekilde devam etmesi de krik gelişmeleri derinleştirecek nitelikteki olaylardır. Mesela Batı Şeria’da önemli hadiseler yaşandı. Daha önceden el-Halil’e sınırlı sayıda güvenlik güçleri sokulurken geçtiğimiz günlerde ilave olarak üstelik tahmin edilenin de ötesinde bir sayıda güvenlik görevlisi sokuldu. Buna İsrail razı oldu. İsrail’in kabulü ile gerçekleşti. Abbas ise bunu, kendilerine yapılan bir iyilik olarak kamuoyuna lanse etti. Oysa bu kişilerin sokulmasının amacı, Orada İsrail adına yapılacak tutuklamaların Abbas’ın güvenlik güçlerinin eliyle gerçekleştirilmesiydi.
İsra Haber: Filistin Diyalogu üzerinde ABD baskısı söz konusu mu? Abbas’ın önce diyaloga “evet” demesi, sonrasında ise diyalogun gerçekleşmesini engelleyecek şartlar sunmasının sebeni nedir?Ahmet Varol: Bir dönem Yemen’in girişimi ile diyalog girişimi olmuştu. Abbas, bu diyalog girişimine öncelikle çok sıcak bakıyordu. Sonrasında ise tepki göstermişti. Ve tahmin ediyoruz ki Amerika’nın devreye girmesinden ötürü Yemen diyalogunun üstünü çizdi ve diyaloga gidenlerin kendi adamları olmasına rağmen şiddetli tepki gösterdi. Abbas’ın Kahire diyaloguna baştan olumlu yaklaşması Amerika ve İsrail’in yeşil ışık yakmasıyla oldu. Ama İsrail ve amerikaın yeşil ışık yakması, kuytu dönemin atlatılması içindi. Şimdi, hem işgal güçlerinin hem de onun arkasında duran Amerikan emperyalizminin olumlu yaklaştığını düşünmüyorum. Bu diyaloga müsbet yaklaşmadıkları açıkça ortaya çıkmıştır.
İsra Haber: Mısır, diyalog girişiminde neden bulundu? Ahmet Cibril, diyalogun temel hedefinin Hamas’ı köşeye sıkıştırmak baskı altına almak olduğunu söylemişti.Ahmet Varol: Zikrettiğiniz oyunun oynanması mümkündür. Fakat, Hamas’ın Kahire görüşmelerini baştan reddetme şansı yoktu. Hamas, diyaloga açık olduğu mesajını her fırsatta sunuyordu. Bunun için de kabul etti.
Mısır’ın diyalog taslağı tüm hareketlere verildi. Hamas’ın da bu taslak üzerinde mülahazaları oldu. İtirazlardan birisi, Abbas’ın görev süresinin uzatılması ve Parlamento ile başkanlık seçimlerinin aynı dönemde yapılması teklifineydi. Hamas diyalog istedi fakat bu istreği sürekli karşı çıktığı şeyleri diyalog için kabul edecek de değildi.
Ahmed Cibril’in dikkat çektiği ise ihtimal dışı değildir. Şimdi zaten gelinen noktada bir tıkanma var. Bu tıkanmanın aşılması için Fetih Hareketinin samimiyetini ispatlaması gerekmektedir. Bu samimiyetin ispatlanması yönünde olumlu bir gelişme gerçekleşmezse diyalogtan da bir sonuç alınamayacağı ortadadır. Şuan yeni tutuklamalar devam ederken Kahire’deki diyalogun ümit verici olduğu vurgulanıyor. Arabulucu olan Mısır’ın taraflı olması da kabul edilebilir bir şey değildir.
Gazze’ye uygulanan ambargo da Hamas’ı kanun dışı hale getirmeyi amaçlamaktadır. Mısır Dışişleri Bakanı Ahmet Ebul Geyt, Hamas’a meşruiyet kazandırmamak için sınır kapılarını açmadıklarını söylemişti.
Fakat Hamas’ın meşruiyetini Filistin halkı belirlemiştir. Arkasında Filistin halkı olduğu için Hamas’ın meşruiyeti daha güçlüdür. Çünkü, Ramallah’ta hükümetin arkasında onu meşrulaştıran bir Amerikalı general var. Hamas’ı meşrulaştıran ise ne Dayto’dur ne de Hüsnü Mübarek’tir. Bundan ötürü oynanan bu oyunun da başarılı olmayacağına inanmaktayız.
İsra Haber: Filistinlileri bekleyen bir önemli sorun da Abbas’ın görev süresinin 09.01.2009’da sona ermesi. Hamas, görev süresinin uzatılması Anayasaya aykırı derken Abbas, uzatılmasında ısrarlı gözüküyor.Ahmet Varol: 9 Ocak’ta Abbas’ın başkanlık görev süresi dolacak. Bundan sonra yeni başkanın seçilmesi için parlemantonun kararına, seçime ihtiyaç var. Abbas’ın görev süresinin uzatılması isteniyorsa ki buna ya Parlamento ya Filistin direniş grupları ya da halka belirli bir tarihte oy kullanma hakkı tanınacak. Ama bunların hiçbirisi görülmüyor. Diyalogun da önü tıkandı. Diğer taraftan Parlamentonun işlemesi de tamamen engelleniyor. Filistin direniş gruplarını temsil edecek bir meclis de yok. Önceden Filistin Kurtuluş Örgütü’nün bir danışma meclisi vardı. Şuanda öyle bir şey de yok. Geriye bir tek tayin kalıyor. Nasıl ki Selam Fayyad, Dayton’un önerileri doğrultusunda bir hükümet oluşturulması istendiyse, yarın bir gün de uzatması tayin yolu ile yapılacak bir başkan da olackatır. Fakat Filistin halkının nezdinde Abbas’ın başkanlığının bir meşruiyeti olmayacaktır. 9 Ocak sonrasında Abbas’ın meşruiyeti olmayacak ama Abbas fiili olarak başkan olabilir. Dayton hükümeti benzeri bir Dayton başkanı olabilir. Filistin halkı nezdinde bir meşruiyetleri olmayacağı için işgal rejimi ile imzalayacakları anlaşmaların da bir geçerliliği olmayacaktır. Böyle bir başkandan, Filistin halkına bazı şeyleri dayatmak için istifade edebilirler. Ama bu İsrail için de bir çözüm olmayacaktır.Çünkü Filistin halkı haklarını arama kararlılığından vazgeçmeyecektir.
İsra Haber: Özellikle 9 Ocak sonrası dönemde, Gazze’de yaşadığımız sorunların bir benzerine Batı Şeria’da da şahit olacak mıyız. Hamas’ın Gazze’deki gibi askeri operasyona kalkışması mümkün mü?Ahmet Varol: Şu merhalede bunu söylemek zor. Çünkü her ne kadar Hamas, geçmişe oranla ne kadar güçlüyse de, Gazze’de olduğu gibi Batı Şeria’da direnişe bağımlılığında ısrarlıysa da Batı Şeria’nın şartları şuan itibariyle biraz farklı. Çünkü Gazze’de önce işgal güçleri çıkarıldı. Sonra, halkın tercihiyle bir yönetim oluşturuldu. Bu yönetimin karşısına Muhammed Dahlan çetesi ortaya çıktı. Bunlar işbirlikçi bir kadroyla bişeyler karıştırmaya ve dış güçlere bilgi aktarmaya, cinayet işlemeye devam ettiler ve bunları tasfiye etmek için de gerekçe ortaya çıktı. Herne kadar durum kamuoyuna farklı yansıtıldıysa da vakıa bundan ibarettir. Batı Şeria’da işgal güçleri halen varlığını sürdürüyor. Bundan ötürü Batı Şeria’da önce bir 2005 sürecinin yaşanması gerekiyor. Bundan sonra da 2007 tasfiyesi yani işbirlikçilerin tasfiyesi yapılacaktır. İşgalcilerin tasfiyesi olmadan işbirlikçilerin tasfiyesi gerçekleşmesi zor görünüyor. Bunu bir realite olarak görmemiz gerekiyor.
İsra Haber: İşgalcilerin tasfiyesi Batı Şeria’da mümkün mü?Ahmet Varol: Elbette mümkündür. Gazze, 365 km’lik bir alandı. İsrail burayı 4 parçaya ayırmış, 45 bin asker yerleştirmişti. 110 km’lik alanı da yahudi yerleşim merkezine dönüştürmüş ve adeta kontrol noktası gibi korumaktaydı. Filistin direnişini bu kontrol noktalarından yakın takibe almışlardı. Aynı şartlar bugün Batı Şeria’da var. Gazze’de bu zafer elde edildiyse Batı Şeria’da imkansız değildir. İşgale karşı bir tasfiye mümkündür. Zaten Netanyahu da böyle bir ihtimalini bir konuşmasında dile getirmişti.
Bana göre Hamas, işbirlikçilerle uğraşmak yerine işgal güçlerini tasfiye için bir operasyon hazırlığı yapabilir. Böyle bir girişimin önüne geçmek için işbirlikçilerden yararlanmaya çalışıyorlar.
Son günlerde Batı Şeria’daki direnişçilerin silahlarının toplanması söz konusu. Şiddet ve baskı yolu ile direnişin silahları toplanıyor. Bu durum geçmişte Lübnan’da meydana gelen bir konuydu. Gazze’de de Batı Şeria’da da gündeme gelen bir konu bu. İşgalciyi tehdit eden silahların toplanması ve bu silahların adece güvenlik güçlerine teslim edilmesi gibi bir yaklaşım var. Gazze’de 2005 yılında gerçekleşen tasfiyeden ötürü Batı Şeria’da da gerçekleşebilir ihtimalinden kaynaklandığı için silahlar toplanıyor. Biz de bunun gerçekleşeceğine inanmaktayız. Eğer bu gerçekleşirse işbirlikçilerin irtibat bağları koparılmış oluyor. İşbrilikçiler, işgalcilerin verdiği destekten ötürü kendilerini güçlü hissediyorlar.
İsra Haber: Filistin yeni bir krize giriyor. Sizlerin de bildiği gibi, geçmiş dönemde de yaşanan krizlerde, Türkiyeli yazarlar ve haber kaynakları yanlış değerlendirmelerede bulunmuşlar, sizlerin de bu konuda bir takım uyarıları olmuştu. Yeni kriz dönemine girdiğimiz bu günlerde Türkiye basınına bir mesajınız var mı?Ahmet Varol: Haberler yansıtılırken özellikle kaynak tercihinde hata yapılıyor. Bu konuda özellikle İslami camiayı temsil ettiğini söyleyen medya organlarının kaynak tercihinde biraz daha hassas davranmaları önem arzediyor.
İkinci olarak da kavram tercihidir. Evet, Filistin’de fitne çıkmasını arzulamayız. Ama bilgilerin de doğru aktarılması ve kavramların ona göre tercih edilmesi gerekiyor. Sanki siyonist işgal rejimi, meşru bir rejimmiş gibi haberler sunuluyor. Oysa İslami bilince sahip olan kişilerin, yorumcuların, yazarların bu gerçeği görmesi gerekiyor. Filistin’deki işgal rejiminin gayri meşru olduğu gerçeğini görmesi ve o pencereden bakması gerekiyor. Bu da sahip oldukları düşüncelerinin bir gereğidir.
Temennimiz Gazze’dekinin benzerinin Batı Şeria’da yaşanmaması, Batı Şeria’daki işgalin her yol kullanılarak son bulması ve Filistinlilerin kendi aralarında ittifak sağlamalarıdır. Bununla birlikte ittifak için, diyalog için işbirlikçiliğe göz yumulamaz.
Fetih Hareketi, Filistin davasının bir parçası olabilir. Fakat, Fetih içerisindeki eğer birileri işbirlikçilik yapıyorsa bunu öncelikle kendileri tasfiye etmelidirler. Çünkü işbirlikçiler yarın bir gün onların başına da bir bela açacaktır. Nitekim de açmışlardır.
İsra Haber: Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ediyoruz.Ahmet Varol: Bu konuya hassasiyetiniz ve ilginizden ötürü teşekkür ediyor, Türkiye kamuoyuna doğru bir şekilde aktarma çabalarınızdan dolayı da tebrik ediyorum.
isra haber