|
|
Sudan ve Ümmete Saldırı |
Makale - 21.03.2009, 14:26:33 |
|
|
|
|
İhvan lideri Muhammed Mehdi Akif, Ceza Mahkmesi'nin Sudan Devlet Başkanı Beşir hakkında alınan karara tepki gösterdi.
İslam ümmetine yapılan çok şiddetli ve acımasız saldırı bize, yüzyıla yakın bir zamandır ümmeti saran savaş, baskı ve zulüm utancını hatırlatıyor. Şuan vuku bulan şey ise Batının, ümmetin unsurları arasındaki bağları koparmak ve İslamı siyasi, toplumsal ve reformist rolünü yerine getirmekten alıkoymak için belirlediği hedeflerin bir uzantısı ve vakıaya aktarımıdır.
Bugünlerde Batılı devletler direnen, dik durmaya çalışan halkları ve rejimleri dize getirmeye ve onlara saldırmak için meydan okumaya çalışıyor. Örneğin; yaklaşık 20 yıldan bu yana Irak’ı kandırıp yok etmeye ve onu mezhep ve grup çatışmasının içine sokmaya çalışıyorlar.
Filistin halkına yapılan saldırının yaraları henüz sarılmadı, dram son bulmadı. Şimdi ise Sudan’a tuzak kuruyorlar. Ama sadece coğrafya ve toprağıyla değil tarihi, kültürü, kimliği ve Afrikalı, Arap ve Müslüman unsurlarıyla Sudan’a tuzak kuruyorlar.
Çatışmanın Temeli
Sudan’a yapılan son derece acımasız saldırı ve onun siyasi, manevi sembollerinin yok edilmeye çalışılması; Sudan rejiminin başkaldırısı, onun yabancı hakimiyetini kabul etmeyişi, Amerika ve Avrupa’nın hoşuna gitmeyen medeni projeye olan destekleri sağlamlaştırmak için verdiği sürekli çabanın bir sonucudur.
Batı, Başkan Ömer el-Beşir’in ve İslami yetkinliğiyle onun rejiminin direnişini; devletin egemenliğine halel getirmek, ona saldırmak, Sudan halkına uluslar arası vesayet/manda sistemini uygulamak, hürriyet, özgürlük isteklerini ve çabalarını ifade etme hakkını kısıtlamak için yeterli bir sebep olarak görüyor.
El-Beşir’i tutuklama kararı gerçekleri ortaya çıkardı ve her şeyi yerli yerine koydu. Bu kararın çıkması Batının İslam dünyası karşısındaki politikalarının gerçek ve mantıksal açıklamasıdır.
Toplumlarda kaos ortamını oluşturmaya ve istikrarı bozmaya çalışan bu politikaların sadece Sudan ve Somali değil Filistin, Irak, Afganistan ve Pakistan gibi İslami toplumlara yönelik yabancı müdahalesi, gerginlik ve endişeyi getirmesi yadırganacak bir durum değildir. Belki biz bu bölgelerin insanlığın kalkınmasında emeği geçmiş, medeniyet ışığı saçan merkezler olduğunu hatırlarız.
Darfur etrafında dönen uluslar arası çekişme sadece ülkedeki bütün tabi kaynakları yağmalamayla sınırlandırılamayacak çok yönlü bir çekişmedir. Sadece Darfur halkını değil Sudan halkının bütün gruplarını yabancılaştırma adına yapılan bir kimlik mücadelesidir. Bu çekişme Sudan halkıyla İslam arasına engeller koymuş, birçok siyasi proje ve insan haklarının çiğnenip ülkelerin iç işlerine müdahale edildiği demokratik dönüşüm kanalıyla kuzeydeki komşularıyla olan bağlarını koparmıştır.
Kaynakların Yağmalanması
Batının yaptığı saldırıyı kültürel açıdan ele alışımız bu devletlerin diğer hedeflerini ihmal ettiğimiz ya da görmezden geldiğimiz anlamına gelmiyor. Bölge halklarının maruz kaldığı sömürü dönemi boyunca Afrika ve Sudan’da faaliyet göstermiş Amerikan ve Avrupalı şirketlerin çalışması bize bu şirketlerin –kendi ülkelerinden aldıkları destekle birlikte- stratejik ve dinamik sanayide ekonomik faaliyeti tekellerine aldıklarını ve halkı bu gelirlerden mahrum bıraktıklarını gösteriyor.
Biz, Batılı devletlerin halkların servetlerini yağmalamaya verdikleri desteğin, kalkınma unsurları ve etkenlerinden mahrum etme ve fakirleştirme adına yapılan sistemli bir politika olduğunu biliyoruz. Bu durum sadece Sudan’da cereyan etmiyor. Nijerya devletinin halkı da petrol gelirlerinden faydalanamıyor. Bu durum Afrika’nın batısında kahve ve kauçuk ziraatıyla uğraşan bölgeler için de geçerli.
Bugün Geçmişin Uzantısı
2004’ten bu yana Sudan’a yapılan uluslararası meydan okuma bu alandaki gizli ittifak ve komploların büyük bir kısmını ortaya çıkarıyor. Bu dönemde sadece Sudan aşırı ilgi gördü. Güvenlik Konseyi bu dönemde 11 karar aldı. Bu kararlar ve onun uzantıları Sudan devletini parçalama, onu mezhep ve etnik çatışma içine sokma politika ve komplolarını yansıtıyor.
Bu aşamada varılan uluslar arası ittifak, Avrupalıların Afrika’ya saldırı iştahlarını kabartan Berlin konferansında (1884) varılan ittifakla aynıdır. Bu konferans Afrika’yı bölmüş ve onu emperyalizmin çıkarlarına ve onun kültürel ve fikri projelerine boyun eğer hale getirmiştir. Bu durum bize İslam başkentlerini yok edip, Afrika halklarını Hıristiyanlaştırma politika ve projelerine başlayan Portekiz sömürgeciliğini hatırlatıyor.
Bunlar bugün Amerika ve Avrupa’nın uyguladığı politikaların aynısıdır. Öte yandan bu politikalar Afrika’da kiliselerin çalışmasına destek oluyor ve onlara hareket etme özgürlüğü veriyor. Bu politikalar terörizmle mücadele sloganıyla İslami örgüt ve grupların çalışmalarını durdurmaya çalışıyor. Biz, bunu bir çeşit yanıltma ve kandırmaca olarak görüyoruz.
Çifte Standart
Bu durum karşısında çifte standart uygulamasının sadece bir kural ya da ilke olmadığını aynı zamanda batının tutum ve yönelimlerinin temeli olduğunu söyleyebiliriz. “Ötekini” bir tarafa iten, yol ya da ortak olarak onu kabul etmeyen hatta onu tanımayan bu kayırmacılık Bu bütün davranış ve politikaları şekillendirmeye başladı. Fertler, halklar ve devletler bazında birçok alanda bu ayırımcılık mevcuttur.
Kudüs’ün Yahudileştirilmesi
Sudan’a yapılan saldırının kınandığı bir zamanda Siyonistler Kudüs’ü (2009 Arap kültür başkenti) Yahudileştirme çalışmalarını genişletmeye devam ediyorlar. Filistin topraklarını gasp etmelerinin yanı sıra Filistin topraklarına ayak bastıkları andan bu yana işledikleri suçlar kadar gaddarca bir yolla bu toprakların geri kalanını da gasp etmek için çalışıyorlar.
Şuan Doğu Kudüs halkını yerinden yurdundan çıkarmak; güven içinde yaşama, iskan ve vatandaşlık hakkının gasp edilmesidir. Bütün bu acılara ve Batının insan haklarını koruma rağmen, yapılan bu çirkin saygısızlıklar karşısında adım atan Batılı ya da Doğulu bir devlet bile yok.
Ve bütün bunlar, Sudan rejimi karşısında kararlılıklarını ortaya koydukları ve bizim de bunu adalet ilkesinin yok sayılması olarak kabul ettiğimiz bir zamanda gerçekleşiyor.
Ümmetin Görevleri
Biz, bize ve kardeşlerimize ya da bizim için çok kıymetli olan dinimiz İslama insaflı olması için batıya çok itimat etmeyeceğiz. Ancak biz, bir yanlışı düzeltmek ve olanları daha ayrıntılı açıklamak istedik. Bu bize sorumluluk ve meydan okuma görevini yüklüyor.
Emperyalizm, ilmi geri kalmışlığımız ve parçalanmışlığımız sebebiyle ülkelerimize saldırmış, kültürümüzle oynamış ve ümmetimizi tehdit etmiştir. Bu sebeple birlik bağlarını güçlendirmek, toplumsal ve siyasi kalkınma politikalarını geliştirmek için çalışmak gerekmektedir.
Bu mesele, şuan ki aşamada bunu gerektirmektedir. İslam dünyası büyük değişimlerin eşiğinde durmakta ve bünyesinde büyük kaynaklar barındırmaktadır.
Bizi ilgilendiren asıl mesele, olabilecek yeni bir emperyalizm savaşından kurtulmak, ulusal bağımsızlığı güçlendirmek, yağma politikalarına karşı direnmek, İslami kimliğe sımsıkı sarılmak ve gayrimüslimlerin haklarını da gözeten İslam medeniyeti projesine dayanan özgürlük hareketini geliştirmek için çalışmaktır.
Bu sebeple Sudan halkının ve onun faal güçlerinin yapması gereken; sadece Sudan’ı değil bütün bölge ülkelerini saran gerginlik ve kriz ortamından kurtulmak adına dayanışma içinde eylemde bulunmak için hızlı bir şekilde İslam Konferansı Örgütü ve Arap Birliği’ne yönelmeden önce iç cepheye kenetlenmektir.
Biz şuan ki aşamada karşılaşacağımız engeller olduğunun İdrakindeyiz. Fakat meydan okumanın büyüklüğü bizi kimliğimize ve kültürümüze bağlı kalmaya zorluyor. {Ey iman edenler! Sabredin, sebat gösterin ve cihat için hazır ve rabıtalı bulunun ve Allah’tan sakının ki felah bulasınız.} Al-i İmran/200
* İhvan-ı Müslimin Genel Mürşidi Muhammed Mehdi Akif'in bu analizi Gülşen Topçu tarafından İsra Haber için tercüme edilmiştir.
isra haber
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir Dönüşümün İbretlik Hikayesi
Son gelişmeler de göstermektedir ki İstanbul İslamcılığı ve ağır abi sendromu son demlerini yaşamaktadır.
Kadrican MENDİ |
|
|
Suriye'ye Müdahale
Şimdi Türkiye'nin bir çılgınlık yapıp müdahale ettiğini varsayacak olursak maliyet ne olacak, ona bakalım.
Ali BULAÇ |
|
|
İstanbul İslamcılığı Düşerken
Gücü iktidara yaslanarak bulanlar, o gücün koltuklarla birlikte devrileceğini nasıl unutabilmektedir?.
Beytullah Emrah ÖNCE |
|
|
Romantik Beklentiler, Nostaljik Umutlar
Karşı karşıya bulunduğumuz tarihsel olaylar, hareketler, ayaklanmalarla ilgili olarak niceliksel ölçütler kullanmak gibi bir zaafımız var.
Atasoy MÜFTÜOĞLU |
|
|
NATO, Türkiye ve İslam Dünyası
İşaret ettiğim ideal politiği, reel politiğe dönüştürecek özgür nesiller gelecektir, Tih sürgünü 40 yıl sürse bile, o gün gelecektir.
Ali BULAÇ |
|
|
“Suriye'nin Dostları”: Yenildik; Ama…
Bir ay içerisinde Annan planını baltalamayı başaramazsalar, “Dostlar”ın “Suriye devrimi” tabutunun son çivisi Paris toplantısında çakılır.
Alptekin DURSUNOĞLU |
|
|
Tarihi ve Felsefi Yönleriyle Demokrasi
Demokrasi sadece araçları bulunan bir devlet yönetimi şekli olmayan, aynı zamanda bir felsefesi bulunan değerler bütünüdür.
HAMZA ER |
|
|
İhtiraslar ve Muhterisler Çağında Yaşamak
Emperyal güçler "Arap Baharı" ya da "devrimleri" olarak anılan süreçleri evcilleştiriyor ve devrimleri maaşa bağlıyor.
Atasoy MÜFTÜOĞLU |
|
|
Fe Eyne Tezhebun?
Emperyalist katillerden silah talep etmek "Türkiyeli Müslümanlar"a yakışıyor mu? Bu adım, Türkiye İslami hareketindeki yeni bir kırılmanın habercisidir.
Şükrü HÜSEYİNOĞLU |
|
|
Ha Gayret ...
Ha gayret hele bir şu Suriye’yi de özgürleştirelim, İran ve hizbullahın başını ezip bölgemizdeki şia tehlikesini de etkisizleştirelim.
Kadrican MENDİ |
|
|
Suriye'de Dolaşan Kanlı Gömlek
Evet, Suriye’de dolaşan gömlekteki kan Suriyelilerin, bunu görüyoruz.
Beytullah Emrah ÖNCE |
|
|
Ortadoğu'nun Şiddet Sabitesi?
Ortadoğu son bir yılda son zamanların en önemli siyasal ve toplumsal hareketliliğini yaşıyor.
Akif EMRE |
|
|
Gerçekleri Görme Yetisini Kaybetmek
Küreselleşme süreçleriyle birlikte, bizler de yeni bir uzama girdik.
Atasoy MÜFTÜOĞLU |
|
|
Suriyeli Devrimcilere
Batıya, ABD'ye, Araplara ve Türkiye'ye güvenmeyin! Çünkü Siz onların sizin için neler planladıklarını daha iyi bilmektesiniz.
Eymen EL ZEVAHİRİ |
|
|
Suriye Devrimi
Tarih, 16-9-1931 gösterdiğinde öncü mücahit Ömer Muhtar İtalya sömürüsüne karşı ülkesi Libya'yı müdafaa ettiği için darağacında asılmıştı.
Kemal HATİP |
|
|
Suriye Halkı, Rejim ve Arap Birliği'nin Kurbanı
Suriye iki türlü izolasyonla karşı karşıya.
Abdülbari ATWAN |
|
|
Suriyeli Devrimcilere Uyarılar
Suriye halkını savunma naraları atanlara baktığımda aslında hedef ve gayelerinin Suriye halkı ve özgürlüğü olmadığını görüyorum.
Prof. Abdussettar KASIM |
|
| diğer analizler » |
|
|
|