|
|
Libya Devrimi ve Batı Nifakı |
| 01.03.2011, 02:16:01 |
|
|
|
|

Abdülbari ATWAN |
|
Amerika liderliğindeki Batı, sadece yüzleri değiştiren ama rejimleri ve politikaları olduğu gibi bırakan yüzeysel bir değişim istiyor.
Tunus Başbakanı Muhammed Gannuşi’nin Tunuslu devrimcilerin protesto gösterilerinde dile getirdikleri ve halen getirmekte oldukları taleplerine icabet ederek istifa etmesi ve giderkende eski rejimin bütün sembollerini görevden alması, eski İngiltere Başbakanı ve İsrail’in yakın dostu Tony Blair’in ortaya attığı “kontrollü değişim” kavramının en azından Tunus’ta düştüğünü ve Mısır’da düşmek üzere olduğunu gösteriyor. Devrik Başkan Hüsnü Mübarek’in önünde bağlılık yemini eden Ahmet Şefik’in de aynı sonla karşılacağı bekleniyor.
ABD liderliğindeki Batı, yüzleri değiştiren ama rejimleri ve politikaları olduğu gibi bırakan yüzeysel bir değişim istiyor. Bunu iki temel hedefi gerçekleştirmek için istiyor: Birincisi, kesintisiz bir şekilde ucuz petrole sahip olmak ve İsrail’in büyük nükleer devlet olarak kalmasıdır.
Dikkati çeken durum, Batı başkentlerinin ancak petrol ihracatında yarıya yakın bir düşüş (Libya günlük 1,6 milyon varil üretim yapıyor) ve varil fiyatı 120 doları aştıktan sonra Libya halkının devrimine sempati duymasıdır. Bir diğer dikkati çeken hadise, Hillary Clinton’un Bahreyn halkının ayaklanmasına da beklenen alakayı göstermemiş, Bağdat, Enbar, Musul ve diğer Irak bölgelerinde ya da Süleymaniye’de Celal Talabani ve partisinin yolsuzluğuna karşı devam eden Irak halkının ayaklanmasıyla ilgili tek bir kelime bile etmemiş oluşudur.
Clinton’un Irak ve Bahreyn intifadalarına sempati duymaması birinci derecede petrol etkenine bağlıdır. Batı dünyasının Irak petrolünün daha az oranda da Bahreyn petrolünün kesilmesine Libya petrolünün belirsizliğini koruduğu bir zamanda katlanabilmesi mümkün değildir. Çünkü bu durum petrol fiyatlarının varil başına 200 ya da 300 doların üzerine çıkmasına sebep olur. Bu durum şuan Batı’nın yaşadığı ekonomik durgunluk halinden çıkmak için harcanan trilyonlarca doların ve sarfedilen gayretin tamamını boşa çıkarır.
Burada Amerikan idaresinin Tunus, Mısır ve Libya’daki halkın devrimlerine yalandan da olsa sempatisini gösterdiği sırada, BM Güvenlik Konseyin’ndeki Arap grubun sunduğu ve Filistin yönetiminin İsrail’in işgal altındaki topraklarda yürüttüğü yerleşim çalışmalarını kınamasını isteyen karar projesini veto etme hakkını kullandığına işaret etmek faydalı olacaktır. Bu yerleşim çalışmaları kanunsuzdur ve BM’deki Amerikan Büyükelçisi Susan Rice bu projeyi “bölgedeki barış sürecini baltalıyor” şeklinde yorumlamıştır.
Aynı çerçevede, Amerika ve Batı’nın Yemen halkının ayaklanmasına karşı da soğuk durduğuna işaret edilebilir. Şüphesiz ki bu soğukluğun sebebi petrol değil el-Kaide’dir. Amerikan yönetimi, Yemen hükümetine bu örgüte karşı duracağı ve “terörizme karşı savaş” başlığıyla Amerika’nın liderliğinde Batı’nın onun kökünü kazımak için açtığı savaşta ona yardım edeceğine güveniyor.
Batı dünyası Libya rejiminin yolsuzluğa batmış olduğunu, insan haklarından sınıfta kaldığını, Libya halkına zulmettiğini ve onurlu bir hayat sürmek için gerekli olan temel hak ve özgürlüklerden onu mahrum ettiğini çok iyi biliyordu. Ama kesinlikle Albay Muammer Kaddafi’ye kırmızı halı sermekte tereddüt etmedi, İtalya’nın L’Aquila şehrinde 2 yıl önce düzenlenen sekiz büyük endüstri ülkesi zirvesinde onu şeref konuğu olarak ağırladı. Kaddafi burada Amerika, İtalya, Fransa, Japonya, Almanya, Çin ve Rusya liderleriyle yanyan durdu ve Blair’in samimi arkadaşı oldu. Condoleezza Rice onu Trablus’taki çadırında ziyaret etti, Aynı şeyi İtalya Başkanı Silvio Berlusconi ve Fransa Başkanı Nicolas Sarkozy de yaptı. Ziyaret listesi uzayıp gidiyor.
Libyalı terörist ve suçlu albayı iki seneden kısa bir zamanda samimi dosta çeviren şifre; petrol, Libya’nın 200 milyar doları aşan varlığı ve liderinin başarısız ve yıkıcı terorilerinin deneme tahtası olan ne alt ne de üst yapının olduğu bir devletin yeniden inşa edilmesi şeklinde karşımıza çıkan büyük ticaret payıdır.
Kaddafi’nin nükleer programından, tersanesi, biyolojik ve kimyevi silahlarından vazgeçmesi, gizli ve aleni kanallarla İsraillilerle diyalogu başlatması, Pakistanlı Müslüman nükleer bilim adamı Abdulkadir Han’ın faaliyetlerini ve onun nükleer çekirdek alanında Müslüman ülkelere bilimsel ve teknik alanda sunduğu yardımları ortaya çıkarmasından sonra Batı ülkeleri başkentlerinde çadırının kurulduğunu görür olduk. Bu çadırla birlikte ona eşlik eden develer, (Kaddafi taze deve sütünü severdi) güzel muhafızlar ve çekici Avrupalı güzellere İslam şeriatını açıklamak için verilen dersler de dekor olarak yerlerini aldılar.
Demokrasi, insan hakları ve özgürlükler Batılı liderlerin gündemlerinde önemli bir yer işgal eder. Ama bunlar ticari çıkarlara ve petrol fiyatlarına göre ilerler ya da gerilerler. İngiltere Başbakanı David Cameron’un İngiliz silah sanayicileri temsilcilerinden bir heyetin başında bu sanayinin reklamını yapmak için Abu Dabi’deki IDEX Silah Fuarını ziyaret ettiğini ve milyarlarca doları yiyen diktatör Arap hükümetleriyle anlaşmalar yaptığını görmek şaşırtıcı oldu.
Öfkeye -en azından benim öfkelenmeme- sebep olan şey, Sayın Cameron’un demokrasi ve halk devrimlerini desteklerken, bu devrimlerin baskıcı ve askeri kapasitesini güçlendirmek için oyun dışı bırakması gerektiği rejimlerin liderleriyle müzakerelerde bulunmasıdır.
Lübya, Tunus, Mısır, Irak, Yemen ve Bahreyn’de parlak örneklerini gördüğümüz halk devrimleri sadece yolsuz diktatöryel rejimleri ortadan kaldırmayı değil Batı’yla ilişkileri yeniden yapılandırmayı ve 30 yıldan fazla bir zamandır süregelen bağımlılık ve kontrol politikasına son vermeyi de hedeflemektedir.
Asıl ironik olan, Batı karşısındaki konumunu yüz seksen derece değiştiren, onun politikalarına itaat eden bir hizmetçiye dönüşen ve yeni muhafazakârlarla ittifak edip Afganistan ve Irak gibi iki Müslüman ülkeyi yerle bir eden Tony Blair’in yakın dostu olan Libya rejiminin, sömürgeci Batı müdahalesine ve NATO ile uçaklarının kontrol edeceği yasaklı hava alanlarının kurulmasına karşı uyarıda bulunmasıdır.
Bu müdahale şayet olursa Kaddafi’nin devrimin patlak vermesinden bu yana Libyalılara karşı işlediği suçlar, kendi vatandaşlarına karşı paralı askerlerden yardım alması, ekonomik ya da siyasi hiçbir reformu gerçekleştirmeye yanaşmaması ve ülkeyi kendi takımının mezrasına dönüştürmesi nedeniyle olacaktır.
Halk devrimi dünya petrol rezervlerinin %40’nın olduğu Suud’a da ulaşırsa ve ihracat azalırsa (Suud günlük 9 milyon varil petrol ihraç ediyor) Batı’nın endişesi zirvesine ulaşacak. Belki de o zaman Batılı liderlerin yüzündeki yalancı demokrasi maskesinin gürültülü bir şekilde düştüğünü görürüz.
Arabistan kralı, halk devrimi kıvılcımının ülkesine ulaşmasını engellemek için ön çalışma olarak 30 milyar dolar sermaye ayırdı. Eğitim bursu verme, borç kapatma, yerleşim kolaylıkları, eğitim ve sağlık koşullarının iyileştirilmesi ve işsizlere iş bulma vaadinde bulundu. Ama halkın istediği şey anayasal mülkiyet ve siyasi reformlardır ve meşru olan bu isteklerinde de haklıdır.
al Quds al Arabi baş yazarı Abdulbari Atvan'ın "Libya Devrimi ve Batı Nifakı" başlıklı analizi, Gülşen Topçu tarafından israhaber için tercüme edildi.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir Dönüşümün İbretlik Hikayesi
Son gelişmeler de göstermektedir ki İstanbul İslamcılığı ve ağır abi sendromu son demlerini yaşamaktadır.
Kadrican MENDİ |
|
|
Suriye'ye Müdahale
Şimdi Türkiye'nin bir çılgınlık yapıp müdahale ettiğini varsayacak olursak maliyet ne olacak, ona bakalım.
Ali BULAÇ |
|
|
İstanbul İslamcılığı Düşerken
Gücü iktidara yaslanarak bulanlar, o gücün koltuklarla birlikte devrileceğini nasıl unutabilmektedir?.
Beytullah Emrah ÖNCE |
|
|
Romantik Beklentiler, Nostaljik Umutlar
Karşı karşıya bulunduğumuz tarihsel olaylar, hareketler, ayaklanmalarla ilgili olarak niceliksel ölçütler kullanmak gibi bir zaafımız var.
Atasoy MÜFTÜOĞLU |
|
|
NATO, Türkiye ve İslam Dünyası
İşaret ettiğim ideal politiği, reel politiğe dönüştürecek özgür nesiller gelecektir, Tih sürgünü 40 yıl sürse bile, o gün gelecektir.
Ali BULAÇ |
|
|
“Suriye'nin Dostları”: Yenildik; Ama…
Bir ay içerisinde Annan planını baltalamayı başaramazsalar, “Dostlar”ın “Suriye devrimi” tabutunun son çivisi Paris toplantısında çakılır.
Alptekin DURSUNOĞLU |
|
|
Tarihi ve Felsefi Yönleriyle Demokrasi
Demokrasi sadece araçları bulunan bir devlet yönetimi şekli olmayan, aynı zamanda bir felsefesi bulunan değerler bütünüdür.
HAMZA ER |
|
|
İhtiraslar ve Muhterisler Çağında Yaşamak
Emperyal güçler "Arap Baharı" ya da "devrimleri" olarak anılan süreçleri evcilleştiriyor ve devrimleri maaşa bağlıyor.
Atasoy MÜFTÜOĞLU |
|
|
Fe Eyne Tezhebun?
Emperyalist katillerden silah talep etmek "Türkiyeli Müslümanlar"a yakışıyor mu? Bu adım, Türkiye İslami hareketindeki yeni bir kırılmanın habercisidir.
Şükrü HÜSEYİNOĞLU |
|
|
Ha Gayret ...
Ha gayret hele bir şu Suriye’yi de özgürleştirelim, İran ve hizbullahın başını ezip bölgemizdeki şia tehlikesini de etkisizleştirelim.
Kadrican MENDİ |
|
|
Suriye'de Dolaşan Kanlı Gömlek
Evet, Suriye’de dolaşan gömlekteki kan Suriyelilerin, bunu görüyoruz.
Beytullah Emrah ÖNCE |
|
|
Ortadoğu'nun Şiddet Sabitesi?
Ortadoğu son bir yılda son zamanların en önemli siyasal ve toplumsal hareketliliğini yaşıyor.
Akif EMRE |
|
|
Gerçekleri Görme Yetisini Kaybetmek
Küreselleşme süreçleriyle birlikte, bizler de yeni bir uzama girdik.
Atasoy MÜFTÜOĞLU |
|
|
Suriyeli Devrimcilere
Batıya, ABD'ye, Araplara ve Türkiye'ye güvenmeyin! Çünkü Siz onların sizin için neler planladıklarını daha iyi bilmektesiniz.
Eymen EL ZEVAHİRİ |
|
|
Suriye Devrimi
Tarih, 16-9-1931 gösterdiğinde öncü mücahit Ömer Muhtar İtalya sömürüsüne karşı ülkesi Libya'yı müdafaa ettiği için darağacında asılmıştı.
Kemal HATİP |
|
|
Suriye Halkı, Rejim ve Arap Birliği'nin Kurbanı
Suriye iki türlü izolasyonla karşı karşıya.
Abdülbari ATWAN |
|
|
Suriyeli Devrimcilere Uyarılar
Suriye halkını savunma naraları atanlara baktığımda aslında hedef ve gayelerinin Suriye halkı ve özgürlüğü olmadığını görüyorum.
Prof. Abdussettar KASIM |
|
| diğer analizler » |
|
|
|