|
|
Keşmir: Ümmetin Karayan Yarası |
| 06.02.2010, 22:46:46 |
|
|
|
|

Semir HÜSEYİN |
|
Ümmetin Kanayan Yarası Keşmir’le Dayanışma Günü
Dünyanın dört bir yanındaki Pakistanlılar, 1991 yılından bu yana her yıl 5 Şubat’ı, 60 yıl önce kendi kaderini tayin etme hakkını elde etmek için benzersiz fedakârlıklarda bulunan ve mücadeleye devam eden Keşmir halkıyla dayanışma günü olarak kutluyorlar.
Hindistan, Keşmir’le Dayanışma Gününü kutlamayı 15 yaşındaki bir gencin ölümü üzerine patlak veren gösterilerin akabinde başkent Srinagar’da dolaşma yasağı getirerek karşıladı.
İşgal altındaki Keşmir’de bulunan İslami direniş hareketlerinin çağırdığı genel grev salı günü başladı ve sanki direnişçiler bu senenin farklı olmasını istemişler gibi Keşmir’le Dayanışma Günü öncesi -çarşamba günü- bölgede hayat durdu. Onlar bu günde dünyaya şikâyetlerini duyurmak ve acılarını hissettirmek istediler. Bütün Keşmir sokakları, Hint diktatörlüğünün ellerinden aldığı özgürlük hakkını aramak için harekete geçti.
Pakistanlılar her zamanki gibi seminerler düzenleyip gösteriler yaparak Keşmir halkına siyasi, ahlaki ve diplomatik desteklerini dile getiriyorlar. Bu etkinlikler çerçevesinde Keşmir davasına bütün yönleriyle ışık tutuluyor ve Hindistan işgal güçlerinin Müslüman eyaletlerin halkına karşı işlediği insan hakları ihlallerinden canlı örnekler sunuluyor.
Keşmir’le Dayanışma Gününün kutlanması, 5 Şubat 1990 gününü dayanışma günü ilan eden eski Pakistan Cemaat-i İslami lideri Şeyh Kadı Hüseyin Ahmed sayesinde olmuştur. Ve bu gün, Keşmir halkının 40 sene boyunca Hint hükümetini Güvenlik Konseyi’nin kararlarına binaen kendi kaderini tayin etme hakkını elde etmek için ikna etmeye uğraşmasından sonra askeri eylemle Hint işgaline karşı direniş ilan ettiği gündür.
Bu kararın bir sonucu olarak binlerce Keşmirli, Keşmir direniş hareketine katıldı. Keşmirliler, özelde Pakistan’daki ve genelde İslam âlemindeki kardeşlerinin 1980’lerde Sovyet işgaline karşı Afgan halkının yanında yer almaları gibi zalim işgali kaldırmak için yanlarında yer alacaklarını umuyorlardı.
Keşmirli gençlerin gelişi, Pakistan Cemaat-i İslami’deki kardeşlerine destek olmak için ellerinden geleni yapan Keşmir halkına ve Allah’a verdikleri sözü yenileyerek zalim Hint düşmanına karşı direnişe katılmak için bütün erzak ve ekipman imkânlarını seferber eden Keşmir İslami hareketi üyeleri için büyük bir meydan okumaydı.
Pakistan halkı bütün siyasi, toplumsal ve resmi grupları ve bağlantılarıyla Şeyh Gazi Hüseyin Ahmed’in davetine icabet etmek adına 5 Şubat’ın Keşmir’le Dayanışma Günü olarak kutlanacağını açıkladı.
Ulusal ölçekteki bu halk yardımlaşması ve desteği sebebiyle bütün parti liderleri, örgütler ve hükümet görevlileri –bu mesele özellikle Hindistan ve Pakistan arasında Taşkent ve Simla anlaşmalarının imzalanmasından sonra unutulmaya yüz tutmuşken- Keşmirlilere destek vermeye mecbur oldu.
Hindistan bu iki anlaşmayı kullanarak uluslar arası kamuoyunu meselenin müzakerelerle çözüldüğü ve Keşmirlilerin kendi geleceklerini belirleme hakkı konusunda endişelenecek bir şey olmadığı şeklinde yanıltmak istedi.
Ama Keşmir direniş hareketinin doğması Hindistan’ın emellerini boşa çıkardı, davayı yeniden uyanışa geçen ve onu hedeflerinden en büyüğü uluslar arası localardaki konumunu geri almak olan bir hareket haline getirdi. Ve uluslar arası localar önünde bu davanın temel gündem oluşturmasından boş yere korkmalarından sonra Pakistanlı liderleri meseleyi uluslar arası düzeyde gündeme taşımaya teşvik etti.
Bu günün kutlanmasının önemini anlamak için Hindistan’ın bu eyaleti işgal ediş tarihini anlamaya ihtiyacımız var. Hint alt kıtası İngiliz işgalinden kurtulduktan sonra -Hindistan bağımsızlık anayasası ve 3 Haziran 1947 planına göre taksim edilmesinden sonra- Hint-İngiliz kolonisi iki devlete ayrıldı: Çoğunluğunu Hinduların oluşturduğu Hindistan ve çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu Pakistan.
Taksim kararı Hindu çoğunluğun olduğu eyaletlerin Hindistan’a Müslüman çoğunluğun olduğu eyaletlerin Pakistan’a bağlanmasını içeriyordu. Ayrıca bu eyaletlerin coğrafi, demografik ve toplumsal durumlarına da önem veriliyordu. Cammu ve Keşmir eyaletlerinde çoğunluk Müslümanlardan -Müslümanların oranı %90’dır- oluşmasına ve Pakistan’a tabii sınırı olmasına rağmen taksim kararı uygulanma alanı bulamamıştır.
O dönem Hint eyaleti valisinin tuzağı ve Hint Kongresinin milyonlarca Keşmirlinin ümitlerinin suya düşmesine yol açmada ve Pakistan’a katılmasına engel olmada büyük rolü oldu. Hatta Hindistan, Keşmirlilerin umutlarını yok etmek için 27 Ekim 1947’de eyaleti işgal etti. O günden sonra bu güne Keşmir’in kara günü adı verildi.
Keşmirliler Hinduların bu işgalini kabul etmediler ve Keşmir kollarının yardımıyla silahlı mücadelelerine başladılar. Ocak 1948’in başlarında Hint kuvvetleri, direniş bu şekilde devam ederse teslim olacağını anladı. Direniş eyaletin üçte birini kurtarmış, BM’ye başvurmuş ve Güvenlik Konseyi Hindistan ve Pakistan’ın onayladığı çok sayıda karar almıştı.
Bu kararlar, ateşkes yapılması, ateşkesin sınırlarının çizilmesi, eyaletin silahsızlandırılması ve self determinasyon için BM tarafından hür ve şeffaf referandum yapılması talebini içeriyordu. Ateşkes sınırının çizilmesinin sonucu Keşmir’in iki kısma taksimi oldu: Azad Keşmir (özgür Keşmir) -bu Keşmir direnişinin kurtardığı ve Pakistan’a kattığı kısımdır- ve Makbuza Keşmir (işgal edilmiş Keşmir) bu kısım ise 60 yıldır Hint idaresine boyun eğmektedir.
Bu kararların ilk aşaması olan ateşkes sağlanması ve bölgenin silahsızlandırılması kısmı uygulandı. Ama Müslüman Keşmir halkının geleceğini tayin etme hakkını içeren BM kontrolünde referandum yapılması kısmı uygulanmadı ve uygulanacak gibi de görünmüyor.
İlk Hint valisi Lord Mountbatten’in 27 Ekim 1947’de “Keşmir meselesinin Keşmir halkının isteklerine göre çözülmesi gerekir. Hükümetimin isteği Keşmir’de kanun ve nizamın uygulanmasıdır. Eyaletin ilhakı meselesi halka sorularak karara bağlanmalıdır” dediğinde referandum konusunda onay vermişti.
Hindistan’ın kurucularından ve ilk başbakanı olan Pandit Jawaharlal Nehru, 25 Kasım 1947’de anayasa konseyine şunları söylemiştir: “İyi niyetli olduğumuzu göstermek için Keşmir halkına geleceğini belirleme fırsatı verilmesini önerdik. Ve bunun BM gibi şeffaf bir yargı konseyinin kontrolü altında yapılması gerekmektedir.”
26 Haziran 1952’de Nehru, Hint parlamentosuna şunları söyledi: “Keşmir halkı bizimle yaşamak istemiyorsa bırakın yoluna gitsin. Bu bize acı verse de onun isteğine karşı çıkmayacağız.”
Keşmir meselesini BM’ye taşıyan Hindistan olmasına rağmen uluslar arası örgütün aldığı kararlara muhalefet etmiş, uluslar arası toplum önünde bütün anlaşmaları çiğnemiş, Keşmir halkına geleceğini belirleme fırsatı vermemiştir.
Keşmir halkı, BM’nin aldığı kararların Hindistan hatta uluslar arası toplum tarafından dikkate alınmadığını görünce zulme karşı direniş başlatarak ve geleceğini tayin etme hakkını elde etmek için çalışarak 1989 yılında ayaklandı. Halkın amacı Hindistan’ı uluslar arası kararları uygulamaya ve Pakistan’la fiili bir şekilde bu meseleyi tartışmaya mecbur etmeye çalışmaktı. Pakistan Hindistan’la her ne kadar diyaloga oturmuş ve esnek davranmış olsa da karşı taraftan inat ve meselenin çözümünde engeller çıkarmaktan başka bir şey görmemiştir.
Hindistan 50 seneden fazla bir zaman diliminde Keşmir halkına karşı devlet terörünü kullanmış, uluslar arası toplumu dikkate almamış, bütün kırmızı çizgileri çiğnemiş ve masum insanları öldürmek, gençleri tutuklamak, kadınlara tecavüz etmek, evleri hatta dükkânları yıkmak gibi en çirkin insan hakları ihlallerini işlemiştir. Hatta Hindistan geçtiğimiz 20 sene süresinde 100 bin Keşmirliyi öldürmüş ve 7 bin Keşmirliyi de tutuklamıştır.
Hint saldırıları yaklaşık 25 bin kadını dul,100 bin çocuğu yetim bırakmıştır. Taciz ya da tecavüz edilen kadınların sayısı yaklaşık 10 bindir. 8 binden fazla kişiden ise haber alınamamaktadır. Bu kişiler kaçırılmıştır ve akrabaları onlar hakkında hiçbir şey bilmemektedir.
Pakistan defalarca Hindistan’la arasındaki temel meselenin Keşmirlilerin isteklerine göre çözülmesi kararına alternatif bir seçeneği kabul etmeyeceğini söyledi. Pakistan Devlet Başkanı Asıf Ali Zerdari ve Başbakan Yusuf Rıza Gilani “Keşmir Keşmirlilere bağlıdır ve onlar kendi geleceklerinin hâkimidirler” ifadesini kullanmıştı.
Tarihi olarak Pakistan ve Pakistanlıların Keşmirlilerle dayanışmasının farklı yönleri vardır. Bunlardan en önemlileri: ortak psikolojik, coğrafi, fikri, kültürel ve dini ilişkilerdir. Bu ilişkiler asırlardır Keşmir’le Pakistan’ı birbirine bağlamaktadır.
Pakistan ile Hindistan arasında Keşmir konusundaki temel mesele iki ülkeyi 4 kere savaşa sürüklemiştir ve iki ülke yeni bir savaşa girmeye aday görünmektedir.
Geçen 60 sene boyunca Pakistan’ın Hint tehditlerini harekete geçirmek ve Keşmir halkına geleceğini belirleme hakkını elde etmede yardım etmek için savunmasını güçlendirmesi gerekiyordu.
Pakistan ve Hindistan’ın nükleer kulübe girmesi dünyayı iki komşu arasında nükleer savaş olmasına karşı uyanık olmaya sevk etmiştir. Bu durum Amerika Başkanı Obama’yı güney Asya alt kıtasında bir felaket olmaması için Pakistan Hint çekişmesinin çözüme kavuşturulması ihtiyacını vurgulamaya sevk etmiştir.
Bu günün kutlanması Keşmirlilere; “Pakistan’ın şartlar ne olursa olsun Keşmirli kardeşlerinin yanında yer aldığı ve özgürlüğüne kavuşması için bütün dünyanın çalışmasını isteyeceği” mesajını göndermeyi hedeflemektedir.
Asya uzmanı Mısırlı gazeteci yazar Semir Hüseyin'in Moheet.com'da yayınlanan bu analizi, Gülşen Topçu tarafından İsra Haber için tercüme edildi.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| ANALİZLER |
|
|
 |
Aksa'nın Şeyhi Ramle Hapishanesinde
Her zamanki vakarı ve simasındaki hoşnut tebessümüyle yürüyor Şeyh Raid Salah Ramle Hapishanesine doğru. Onu hapishanenin kapısına kadar izleyen sevenler ordusuna veda ettikten sonra onlara Kudüs, Aks...
Yasir El ZEATİRE |
|
|
 |
Abdülhamit'in Torunları Herzl'in Torunlarına Karşı
Özgürlük filosu, Marmara gemisi, Gazze'deki ambargoyu kırmak, İsrail'in filoya saldırıp 9 kişiyi öldürüp onlarca kişiyi yaralayarak yaptığı aptallık, yardım filosunu Aşdod Limanı'na çekmesi, Türk...
Şeyh Kemal HATİP |
|
|
 |
Âlimler Birliği 3. Kurulunda Yeni Olan Ne?
1-Âlimlerle yöneticiler arasındaki ilişkinin tarihine giriş: İslam bu ümmetin kurucusu, onun ruhu, aklı, şeriatı, ahlakı, geleceği, milletlerle medeniyetler arasındaki şansı ve hayatındaki her g...
Raşid GANNUŞİ |
|
|
 |
Her Sene Direnişin Zaferi Yenileniyor
Temmuz ayı tekrar geldi... Gerçek vaadin esintilerini taşıyarak... Yenilgiler çağının gelip geçtiğini ve bir daha geri gelmeyeceğini, direnişin bir fikir ve eylem, yöntem ve kültür olarak ümmetin meyd...
Hadi LABABİDİ |
|
|
 |
Casuslar, Darağacında Asılmalı
İlk olarak taziyemi yeniliyor, Ayetullah Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah'ın vefatı, Lübnan'ın, Müslümanların, ümmetin, direnişin ve cihadın acı kaybı nedeniyle duyduğumuz üzüntüyü dile getiriyorum. ...
Seyyid Hasan NASRULLAH |
|
|
 |
Fotoğrafı Herkes Gördü
Tarık Hamit 3.7.2010 tarihinde eş-Şark el-Evsat Gazetesi'nde ";Nejad ve Netanyahu.
Emir EL MUSEVİ |
|
|
 |
Tahran ve Washington Arasında Helal ve Haram
Şah hazretleri hanımını çağırıp, saraydaki bütün nargileleri kırmasına ve onu tömbeki/tütün içmekten mahrum etmesine bir açıklama getirmesini istediğinde ona açık ve net bir şekilde şöyle dedi: Beni s...
Muhammed Sadık El HUSEYNİ |
|
|
 |
Beş Açıdan Temmuz Savaşı
Temmuz savaşı ya da direnişin Genel Sekreteri ve lideri Nasrullah'ın adlandırmasıyla ilahi Temmuz zaferi, çağdaş tarihimizde bir dönüm noktasıydı. Bu zafere hangi açıdan bakarsak bakalım, onun dostlar...
Mahir HAMMUD |
|
|
 |
Tek Yol, Direnişe Sahip Çıkmaktır
Lübnan'daki İslami direniş, Temmuz savaşı ve Lübnan sahasında yaşadıklarıyla, İsrail düşmanına karşı durabilecek temel unsur olduğunu kanıtladı. Bu direniş, çeşitli savaş mekanizmaları kullanan bu düş...
İbrahim El MISRİ |
|
|
 |
Temmuz 2006 Zaferi
Savaşlar, etkileri ve sonuçları bakımından iki kategoride incelenir. Nihai değişim stratejisi kategorisi ve işlevsel savaş meydanı kategorisi. Tarihi ve siyasi hareketin yöneliminde temel olarak kabul...
Dr. Emin Hatit |
|
| » |
|
|
|