|
|
İsrail ve Arap Devrimleri |
| 11.04.2011, 01:25:20 |
|
|
|
|

Dr. Muhsin Muhammed SALİH |
|
İslam-Arap uyanış projesinin yükselişe geçmesi Arap ve İslam dünyasının kalbine bir kanser gibi çöreklenen Siyonist projenin sonu demektir.
İsrail ve Arap Devrimleri
İsrail projesi özü itibarıyla, ayakta kalmasının etrafındakilerin zayıflaması şartına bağlı olduğu bir denklem üzerine kuruludur. Diğer bir ifadeyle, İslam-Arap uyanış projesinin yükselişe geçmesi Arap ve İslam dünyasının kalbine bir kanser gibi çöreklenen Siyonist projenin sonu demektir.
Siyonist projenin özü
Bu nedenle Siyonist proje, ilk olarak muhitini zayıf düşürmesi, ikinci olarak onu parçalaması ve dağılmasına sebep olması ve üçüncü olarak maddi, manevi ve uygarlık alanda geri kalması konusunda Batı’nın emperyalist projesiyle çakışmaktadır. Bu da dördüncü açıdan bölgenin yabancı hâkimiyetine girmesine ve Batı ürünleri için bir pazar ve ham madde kaynağı haline getirilmesine sebep olmaktadır.
Gerçekten de 60 yıldan fazla bir zamandır Filistin’i çevreleyen Arap dünyası geri kalmışlık, parçalanmışlık ve zayıflığın acısını çekmektedir. Bu nedenle bölgede meydana gelen değişiklikler doğru yönde devam ederse çatışma denkleminin delinmesine sebep olabilir ve Siyonist projenin özünü sarsacak şekilde gelişme gösterebilir.
Siyonist proje Filistinliler ve Arap rejimleriyle olan güç dengesinde büyük bir dengesizlik temeli üzerinde kurulmuş ve devam etmiştir. İsrail ve Amerika’nın kibirli gücü Arap cephelerinde bir sessizlik haline ve Arap rejimlerinin barışçıl çözüm yolunda ilerlemesine sebep oldu. Bu, bölge halklarının (diktatör rejimlere mahkûm) çözüm sürecinin faydalı olduğuna ya da “İsrail’in varlık hakkı” olarak bilinen şeye inanmalarının bir sonucu değildi.
Bu nedenle, halkların diktatör ve aciz rejimlerden kurtarılması ve ümmetin onurunu, özgürlüğünü ve izzetini ifade edecek rejimlerin kurulması İsrail’le olan çatışmanın yönetiminde farklı bir bakış oluşturacaktır. Bu farklı bakış Batı bağımlılığı ya da ulusal bencillik temeli üzerinde değil, dininde ve dünyasında aşağılığı kabul etmeyen, toprakların ve insanların özgürleştirilmesi ve gasp edilmiş hakların tümüyle geri alınmasından daha azına razı gelmeyen bir uyanış temeli üzerine kuruludur.
İsrail’i bekleyen stratejik tehlike
Senelerdir İsrailli stratejistler ve uzmanlar onu bekleyen 3 tehlikeden bahsediyorlar:
1-İşgal altındaki Filistin’deki “radikal” İslami akımların ve güçlerin yükselmesi. Bundan doğacak sonuç, Firavun’un kucağında direniş güçlerinin gelişmesi, Filistin yönetimini ele geçirmeleri, çözüm sürecinin sekteye uğraması ve İsrail’in şartlarını Filistinlilere dayatamaması olacaktır.
2-Rejimlerin yerini alacak ve İsrail’e düşman bir çevre oluşturacak radikal akım ve güçlerin tırmanışa geçmesiyle bölgedeki Arap rejimlerinin zayıflaması ve yolsuzluk batağına saplanması.
3-Filistin’de Filistin nüfusunun büyümesi ve Yahudi göçünün azalması. Bu durumda birkaç sene sonra (yaklaşık 2015) Filistin’de Filistin nüfus sayısı Yahudilerin sayısını aşacak.
Halen Arap devrim dalgasının ortasındayız, halen köşe taşları tamamlanmamış bir fırtınanın ortasındayız. Değişimler, olur da olumlu bir şekil alır ve halkın iradesini ifade edecek güçlü ve yeni siyasi rejimler kurulursa İsraillilerin bahsettiği stratejik tehlike gerçekleşmiş olur.
Ancak değişimler geçici bir şekil alır ve sonra kuşatılır ve yönü değiştirilirse –yani diktatör ve yolsuz rejimler üretilirse- İsrail bu dalgadan kurtulur, belki de başka bir dalgayı beklerken önceki dalgadan halkların iradesini nasıl dayatacağını öğrenir.
Arap sahnesinin yansımaları
Arap sahnesi olumlu değişim sürecine girerse –özellikle de Filistin çevresi- bölgede doğrudan ya da dolaylı olarak İsrail’i ilgilendiren aşağıdaki değişimlerin önünde kapı açılacaktır:
1-Direnişi daha çok destekleyen ve İsrail’e daha düşman resmi ve halk düzeyinde stratejik bir ortamın oluşturulması.
2-Filistin davasının Arap ve İslami boyutunun faal hale getirilmesi.
3-Arap-İslami diriliş projesi önünde kapıların açılması çatışma denklemini ve İsrail ile olan güç dengesini orta ve uzun vadede tepetaklak edebilir.
4-Bölge rejimleri üzerindeki Amerikan ve Batı hâkimiyetinin zayıflatılması, bağımlılık haline son verilmesi ve dışarının direktifleri olmaksızın kendi çıkarları ve öncelikleriyle geleceğin rejimlerinin kurulması.
5-Bölgede irade ve onur sahibi, özgür, korku engelini kıran, sadece siyasi, ekonomik, sosyal ve askeri gelişim operasyonunu yönetmeyi değil topraklarının ve mukaddesatının işgal altında olmasına razı olmayan yeni bir “insan”ın var edilmesi.
6-Arap rejimleriyle olan barışçı çözüm projesi gerilemesi, Camp David ve Vadi Arabe Anlaşmasının rafa kaldırılması, yine Arap rejimleriyle İsrail arasındaki ilişkileri normalleştirme çalışmasının gerilemesi.
7-Ümmetin kapasitesi ve servetini en ideal şekilde kullanmak. Bu durum İsrail’le olan mücadelede denklik ya da gelecekte üstünlüğün sağlanması için fırsat doğurmaktadır.
İsrail’deki görüntü siyasi çevrelerde endişe ve karmaşa hali olduğunu gösteriyor. Çünkü geri kalmış, dağılmış ve zayıf bir havza faraziyesi üzerine kurulan İsrail, bölgenin ilerlemiş, birbirine bağlı ve güçlü bir hale dönüşümü karşısında gerçek bir kâbus yaşıyor.
İsrailliler Arapların kabul edebileceği çözüm projesini sunmakta başarısız oldular. Hatta onlar en kötü ve en zayıf hallerini yaşamaktalar. İsrailliler kasıtlı olarak çatışmayı sonlandırma değil onu idare etme üslubunu benimsiyorlar. Arapların zayıflığı onları daha fazla kibre ve Yahudileştirme çalışmalarına teşvik ediyor.
Ancak durumun değişmesi, çözüm operasyonu anlamını ve müşterilerini kaybettikten sonra İsraillilerin kaybetmiş olduklarını gösterebilir. Sadece bu da değil, İsrailliler için işgal altındaki Filistin’de yaşayan Siyonist toplumun dini ve sağcı eğilimlerinin artması da durumu daha karmaşık hale getirecektir. Öte yandan İsrailliler, Arap ve Filistinlilerle olan çatışmanın çözümünün nasıl olacağına dair bütüncül bir görüşten de yoksunlar.
Buna ilaveten askeri güç aldatmacası İsraillilerin bugüne ve geleceğe dair hesaplarını bozuyor.
İsrail’in muhtemel tavrı
1-İsrail’in tavrının daha izole ve soyutlanmış bir şekle bürünmesi muhtemeldir. Çünkü İsrail özünde hem kimlik hem de gelecek korkusu krizi yaşamaktadır. Aynı şekilde projesizlik ve kendisini var ettiği çevrede kabul görmeme krizi yaşamaktadır. Belki de değişimler bu korkuların artmasına sebep olur ve bu da onu hiç değişmeyen özelliklerinden birine yani getto zihniyetine daha çok bağlanmaya sevk edebilir.
2-Mevcut değişikliklerin İsraillileri Arap inisiyatifine onay vermek gibi çözüm projesiyle alakalı gerçek tavizler vermeye sevk edecek gibi görünmüyor. İsrail, Araplar ve Filistinliler tarafından reddedileceğini önceden bildiği bazı şekli teklifler sunsa da gerçek tavizler vermeyecek ve Arapların “radikalliğinin” arttığı bir zamanda “barış”a verdiği önemden bahsetmek için bazı drumları kullanmaya çalışacaktır.
3-İsrail askeri güce daha fazla itimad edecek ve çevre ülkelerden herhangi biriyle özellikle Mısır’la olacak savaş ihtimallerine hazırlanacak. Hüsnü Mübarek’in düşmesiyle İsrail hükümeti askeri güvenlik bütçesini yaklaşık 700 milyon dolar artırdı. İsrail Savunma Bakanı Barak 8.3.20011 günü Wall Street Journal gazetesine verdiği demeçte, İsrail’in Amerika’dan 20 milyar dolarlık ek askeri yardım istediğinden bahsetti.
4-İsrail, bu gölgede itimad edilebilecek ve güvenilebilecek istikrarlı ve stratejik bir müttefik olduğu gerekçesiyle Amerika ve Batı dünyası için olan işlevsel rolünü yeniden vurgulamaya çalışacak. Barak “İsrail’in güçlü ve sorumlu olduğunu ve çalkantılı bu bölgede istikrar unsuru olacağını söyleyerek” verdiği demeçte buna da değindi.
5-İsrail zamanla Amerika ve Avrupa’da bile tükenecek uluslararası sermayesini korumaya çalışacak. Hindistan ve Çin’e ek olarak Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya ve Ukrayna gibi yeni müttefikler bulmaya çalışacak.
6-İsrail ve onun mütefikleri kargaşa ve halklarla rejimler arasında çıkan sürtüşme ve isyanlardan doğan istikrarsızlık halini kullanmaya çalışacak. Değişimi gerçek yönünden saptırmak için devrimin unsurları ve bileşenlerinden kaynaklanan bu anlaşmazlık ve dengesizlikleri de kullanacak. Belki de en tehlikeli yönlerden biri Arap dünyasında daha fazla parçallanma ve dağılmaya sebebiyet verecek şekilde mezhebi ve etnik düşmanlık ve milliyetçiliği kışkırtması olacak. Bunlar ise pek çok çevrede artık gizli olmayan eğilimlerdir.
Bernard Lewıs (dünyanın en önemli oryantalistlerinden olan Amerikalı bir Yahudi düşünür) Amerikan Savunma bakanlığının çıkardığı Executive İntelligence Research Project dergisinin Haziran 2003 sayısında yayınladığı bir makalede bölgeyi, Irak’ı üç (Kürt- Sünni-Şii), Suriye’yi üç (Alevi-Dürzî-Sünni), Ürdün’ü iki (biri Filistinliler biri de bedeviler için), Lübnan’ı beş (Hıristiyan-Şii-Sünni-Dürzî-Alevi), Arabistan’ı Kral Abdulaziz Bin Suud’ın sınırlarını çizmesinden önce olduğu gibi pek çok ülkeye, Mısır’ı iki (İslami-Kıpti), Sudan’ı iki (güney-kuzey), Moritanya’yı iki (Arap-zenci) devlete ayırarak yeniden taksim etmeyi önerdi. Ayrıca Berberilere özel bir devlet kurma ve İran’ı dört devlete ayırma önerisinde de bulundu.
Bernard Lewıs bunun İsrail’e hizmet edeceği yorumunda bulundu. Çünkü bu devletler sadece birlik olmaktan yoksun olmakla kalmayacak bitmek tükenmek bilmeyen anlaşmazlıklar onları felç edecek. Ve İsrail’den güçsüz olacakları için en az 50 yıl daha İsrail’in üstünlüğü garanti edilecek.
İsrailli analist Aluf Benn’in Lewıs’ın görüşünde olduğu görünüyor. Benn 25.3.2011 sayılı Hareetz Gazetesi’nde Arap devrimlerinin bölgenin yapısını değiştireceğini, durumun Sykes-Picot’un doğuyu yeterince parçalamamış olması itibarıyla bu anlaşmadan kaynaklanan sınırların ve düzenlemelerin son bulduğunu ve gelecek senelerin yeni ülkelerin doğuşunu müjdelediğini söylüyor.
Benn, Arap Emirliklerinin birbirinden ayrılacağını, Suud, Suriye, Libya, Sudan ve Yemen’in parçalanacağını, Kürdistan’ın ortaya çaıkacağını ve Batı Sahra’nın ayrılacağını umuyor ve bu ayrılığın İsrail’in işini kolaylaştıracağını vurguluyor.
Devrim gençleri, yöneticileri ve değişim ile reformla ilgilenen herkesten istenen ırkçı, kabilevi ve mezhebi bütün çağrılara karşı uyanık olmaları ve fitne ateşini yakmak isteyenlere fırsat vermemeleridir. Aynı şekilde mezhebi duyguların ateşini yakmaya ve toplumun dokusunu parçalamaya sebep olacak üslupların peşine takılıp sürüklenebilecek dar görüşlü ve pervasız kişilerin eline fırsat vermemeliler.
Genel olarak, İsrail eli bağlı durmayacaktır. Onu çevreleyen bölgedeki stratejik değişimleri görmektedir ve bölgedeki büyük güç olarak kalmaya çalışmaktan, oyunun kurallarını belirleyen olmaktan ve muhtemel her türlü tehlikeden uzakta kalmaktan geri durmayacaktır.
Ama İsrail tarih seyrinin aksine gittiğini de biliyor. Gücünün sonsuz bir garantisi yoktur ayrıca bölgenin zayıflığı da sonsuza dek sürmeyecektir. Zulüm ve işgalin bir sonu olmalıdır.
Zeytune Araştırma Merkezi Dr. Muhsin Muhammed Salih’in “İsrail ve Arap Devrimleri” başlıklı analizi, Gülşen Topçu tarafından israhaber için tercüme edildi.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir Dönüşümün İbretlik Hikayesi
Son gelişmeler de göstermektedir ki İstanbul İslamcılığı ve ağır abi sendromu son demlerini yaşamaktadır.
Kadrican MENDİ |
|
|
Suriye'ye Müdahale
Şimdi Türkiye'nin bir çılgınlık yapıp müdahale ettiğini varsayacak olursak maliyet ne olacak, ona bakalım.
Ali BULAÇ |
|
|
İstanbul İslamcılığı Düşerken
Gücü iktidara yaslanarak bulanlar, o gücün koltuklarla birlikte devrileceğini nasıl unutabilmektedir?.
Beytullah Emrah ÖNCE |
|
|
Romantik Beklentiler, Nostaljik Umutlar
Karşı karşıya bulunduğumuz tarihsel olaylar, hareketler, ayaklanmalarla ilgili olarak niceliksel ölçütler kullanmak gibi bir zaafımız var.
Atasoy MÜFTÜOĞLU |
|
|
NATO, Türkiye ve İslam Dünyası
İşaret ettiğim ideal politiği, reel politiğe dönüştürecek özgür nesiller gelecektir, Tih sürgünü 40 yıl sürse bile, o gün gelecektir.
Ali BULAÇ |
|
|
“Suriye'nin Dostları”: Yenildik; Ama…
Bir ay içerisinde Annan planını baltalamayı başaramazsalar, “Dostlar”ın “Suriye devrimi” tabutunun son çivisi Paris toplantısında çakılır.
Alptekin DURSUNOĞLU |
|
|
Tarihi ve Felsefi Yönleriyle Demokrasi
Demokrasi sadece araçları bulunan bir devlet yönetimi şekli olmayan, aynı zamanda bir felsefesi bulunan değerler bütünüdür.
HAMZA ER |
|
|
İhtiraslar ve Muhterisler Çağında Yaşamak
Emperyal güçler "Arap Baharı" ya da "devrimleri" olarak anılan süreçleri evcilleştiriyor ve devrimleri maaşa bağlıyor.
Atasoy MÜFTÜOĞLU |
|
|
Fe Eyne Tezhebun?
Emperyalist katillerden silah talep etmek "Türkiyeli Müslümanlar"a yakışıyor mu? Bu adım, Türkiye İslami hareketindeki yeni bir kırılmanın habercisidir.
Şükrü HÜSEYİNOĞLU |
|
|
Ha Gayret ...
Ha gayret hele bir şu Suriye’yi de özgürleştirelim, İran ve hizbullahın başını ezip bölgemizdeki şia tehlikesini de etkisizleştirelim.
Kadrican MENDİ |
|
|
Suriye'de Dolaşan Kanlı Gömlek
Evet, Suriye’de dolaşan gömlekteki kan Suriyelilerin, bunu görüyoruz.
Beytullah Emrah ÖNCE |
|
|
Ortadoğu'nun Şiddet Sabitesi?
Ortadoğu son bir yılda son zamanların en önemli siyasal ve toplumsal hareketliliğini yaşıyor.
Akif EMRE |
|
|
Gerçekleri Görme Yetisini Kaybetmek
Küreselleşme süreçleriyle birlikte, bizler de yeni bir uzama girdik.
Atasoy MÜFTÜOĞLU |
|
|
Suriyeli Devrimcilere
Batıya, ABD'ye, Araplara ve Türkiye'ye güvenmeyin! Çünkü Siz onların sizin için neler planladıklarını daha iyi bilmektesiniz.
Eymen EL ZEVAHİRİ |
|
|
Suriye Devrimi
Tarih, 16-9-1931 gösterdiğinde öncü mücahit Ömer Muhtar İtalya sömürüsüne karşı ülkesi Libya'yı müdafaa ettiği için darağacında asılmıştı.
Kemal HATİP |
|
|
Suriye Halkı, Rejim ve Arap Birliği'nin Kurbanı
Suriye iki türlü izolasyonla karşı karşıya.
Abdülbari ATWAN |
|
|
Suriyeli Devrimcilere Uyarılar
Suriye halkını savunma naraları atanlara baktığımda aslında hedef ve gayelerinin Suriye halkı ve özgürlüğü olmadığını görüyorum.
Prof. Abdussettar KASIM |
|
| diğer analizler » |
|
|
|