Lübnan siyaset bilimcisi ve "Hizbullah-Din ve Siyaset" kitabının yazarı Emel Ghorayeb İsrail ile Hizbullah arasındaki gelecek savaşı yazdı
HİZBULLAH PROJESİ: SON SAVAŞ, GELECEK SAVAŞEmel Saad GhorayebLübnan Hizbullah hareketi 2006 Temmuz savaşından hasar görmeden ve kendine olan güvenini arttırmış bir şekilde çıktı. O günden bu yana da stratejisini, cephanesini ve düşünme tarzını yeniden gözden geçirerek güneydeki düşmanı için daha büyük bir tehlike arz edecek hale getirdi. Emel Saad Ghorayep’ten dünyanın bu en gelişmiş “devlet dışı aktörünün”ayrıntılı bir tasvirini okuyacaksınız.
2006 Temmuz-Ağustos savaşından öğrenilen derslerin en önemlilerinden biri de 1990’larda ABD’de ortaya çıkan modern asimetrik savaş konseptinin ciddi bir revizyona tabi tutulmasının şart olduğu gerçeği. Hizbullah’ın savaş sırasındaki performansı asimetrik savaşın, kısaca “geleneksel olmayan metotlara başvuran ve bu metotları hasmının bilindik operasyon modellerinden ciddi bir şekilde farklılık gösteren politik aktörlerce yürütülen bir çatışma olduğu" şeklindeki tanımının artık geçerli olmadığını gösterdi.
Emel Saad Ghorayeb Lübnalı bir akademisyen. “Hizbullah: Siyaset ve Din” adlı kitabın yazarı. Yakında da “İran Bağlantısı: Suriye, Hizbullah ve Hamas İttifakı” isimli kitabı çıkacak.
33 gün savaşı Hizbullah’ın sadece gerilla savaşında mükemmel olduğunu değil, aynı zamanda “geleneksel olmayan” metotlarla konvansiyonel ordular tarafından izlenilen “bilindik operasyon modellerini” birleştirdiği yeni bir paradigma oluşturduğunu da gösterdi. (Frank Hoffman’ın “Melez Tehditler”’ine bak.)
Bu yeni çatışma modelini tahlil edenlerin en ön sırasında, Hizbullah direnişini örnek alan ABD karşıtı devlet ve devlet dışı aktörlerin buluştuğu “melez savaş” kavramının güç dağılımını dengelemeye yarayacağından korkan Amerikalı stratejistler bulunuyor. (bakınız: Paul Rogers, ABD’nin Yeni ve Eski Askeri Düşünme Tarzı, 23 Temmuz 2009). Beklenen şeyse ABD muhalifi devlet dışı aktörlerin Hizbullah "melezinin" geleneksel savaş yöntemlerini taklit edecekleri, düşman devletlerin de geleneksel olmayan metotları ödünç alacakları.
Bu ihtimalin karşısında, Pentagon’daki pek çok savunma planlamacısı düzensiz savaş ve kont gerilla harekatları için Amerikan ordusunu yeniden konumlandırmak gerektiğini ve eski stratejiyi terk ederek beklenen “melez tehditlerle” savaşmak için daha uygun olan geleneksel metotlar üzerinde odaklanılması gerektiğini savunuyorlar. Böylece, ABD ve İsrail klasik ordularını klasik olmayan tehditlerle yüzleştirmeye hazırlamakla meşgulken, Hizbullah da etkili bir şekilde askeri doktrinini, taktik ve silahlarını etkili bir şekilde klasikleştiriyor ve silahlı güçlerini düzenliyor.
Stratejik VarlıkHizbullah lideri Hasan Nasrallah bu paradigma değişikliğine 12 Şubat 2008’de İmad Muğniye suikastinin birkaç gün sonrasında işaret etti. Nasrallah’ın da altını çizdiği gibi, direniş üç basamaklı bir gelişme sürecini takip etti. Kendiliğinden savaşan kalabalık bir silahlı halk direnişi olmaktan “organize ve yoğun bir askeri eylem” e evrilerek “düzenli ordu ile gerilla savaşçılarının metotlarının sentezi olan ve paralel olmayan yeni bir savaş ekolü”nü benimsediği son haline ulaşmış. Bu sentezde, Hizbullah’ın konvansiyonel (geleneksel) ve konvansiyonel olmayan askeri stratejiler, taktik, silah ve organizasyon yöntemleri arasında çok becerikli bir denge kurduğu görülüyor ve bu durum Hizbullah’ın bir direniş grubundan bir direniş ordusuna olan değişiminin ilk işaretini veriyor.
Stratejik açıdan baktığımızda ise, Hizbullah direnişi, hesaplı bir yıpratma savaşının ardından İsrail’i 2000 yılında güney Lübnan’dan tek taraflı olarak geri çekilmek zorunda bırakan klasik bir gerilla grubu olmaktan, İsrail ordusunun yeni bir işgale yeltenmesini engelleyen “neredeyse konvansiyonel bir savaş gücü” haline geldiğine tanık oluyoruz. Nasrallah Hizbullah’ın standart gerilla stratejisinden radikal bir şekilde ayrılma kararı hakkında, iki savaş modelinin arasındaki farklılıkların altını çizerek, şu açıklamalarda bulundu:
“Toprağını işgal eden düzenli bir ordu ile savaşan, kendi yurdunda bu düşman karşısında operasyon düzenleyen, yani gerilla tarzında yıpratma savaşı veren bir direnişin stratejisiyle; işgal amacı güden saldırgan bir kuvvet karşısında durarak buna engel olan ve yenilgi tattıran direnişin stratejisi arasındaki farka dikkat çekiyorum.
Direnişin toprağı özgürlüğüne kavuşturması bilinen bir şeydir ama bir ülke karşısındaki saldırıyı engelleyen direniş yeni bir kavramdır.”
2000 yılına kadar Hizbullah’ın direniş konsepti bu kavramın geleneksel kullanışı ile uyumlu idi, yani dış bir işgal gücü karşısında, yegane amacı olan işgalcileri dışarı atmak için savaşım veren bir halk direnişi. 2000 yılında başlayan çekilme döneminin ardındaki süreçte Hizbullah askeri doktrinini tekrar gözden geçirdi ve toprağı kurtarmaya yoğunlaşmış bir stratejiden vazgeçerek İsrail’i Lübnan’a saldırmaktan alıkoyan ve bu stratejinin başarısız olması durumunda da ülkeyi İsrail hücumu karşısında savunmaya dönük bir doktrini benimsedi. Direnişin tanımı işgali engellemeye, başka bir ifadeyle işgal tehdidi karşısında durmaya kadar genişletildi. Direniş kavramını yeniden tanımlayan Hizbullah kendine Lübnan toprağını savunma görevini yüklemişti; normalde devlet orduları tarafından icra edilen bir görevi.
Teknolojik OrduHizbullah’ın tekrar tanımlanan bu askeri stratejisinin ardındaki mantık İsrail’in 2000 Haziranındaki yenilgisinin ve küçük düşmesinin intikamını almak isteyeceği idi. Güney Lübnan özgürlüğüne kavuşur kavuşmaz İmad Muğniye “gece gündüz didinerek” gelecek savaş için hazırlanmaya başlamıştı. İsrailli subayların raporları da bu iddiaları kuvvetlendiriyor ve direnişin 2006 savaşından yıllar önce, büyük ihtimalle de 2000 yılında savunma hazırlıklarına başladığını ifşa ediyorlar. (Bak. Andrew Exum “Hizbullah Savaşta: Askeri Bir Değerlendirme”; Washington Yakındoğu Enstitüsü’nün Politik Odak Dergisi, Aralık 2006 Sayısı) Yüksek rütbeli bir İsrail subayının da gözlemlediği gibi: “Çok uzun bir süredir savaşa hazırlanmakta olan bir düşman bulduk karşımızda. Gazze ve Batı Şeria'da karşılaştıklarımızın aksine çok azimli, iyi teçhizatlanmış, yetenekli ve uyumlu.” Hizbullah’ın hazırlıklarından aynı derece şaşkınlığa uğramış olan Unifil gözlemcileri de, burunlarının dibinde gerçekleşen bu çalışmalar hakkında, bir yetkililerin ifadesiyle “Onları bir şey inşa ederken görmedik hiç. Çimontoyu kaşıklarla taşımış olmalılar” şeklinde görüş beyan ediyorlar.
Bu şekildeki planlamalar ve hazırlıklar sadece geleneksel ordulara has olmamalarına rağmen Hizbullah’ın üzerinde dikkatlice durularak hazırlanmış savunma çalışmaları, klasik bir ordunun işgal karşısında yürüttüğü hazırlıklarla, bir gerilla grubunun saldırıp karşı atak bekleme planlarından daha çok ortak noktaya sahip. Direnişin önceden tasarlanmış bunkerler altındaki girift şebekesi, iyi kamufle edilmiş ve gizlenmiş fırlatma üniteleri (İsrailliler tarafından doğal alanlar olarak tanımlanan), tahkim edilmiş ateşleme pozisyonları ve savunulabilir haberleşme altyapısı; tüm bunlar uzun süreli bir savunma için hazırlandığı açık olan korkunç bir askeri altyapıyı teşkil etmektedir.
Hizbullah’ın konvansiyonel ve sıra dışı taktikleri, silahlara ve organizasyon şemasına uyarlamaktaki hızı, değişen savunma stratejisinin çerçevesi ve asimetrik savaşın doğasının zorladığı sınırlar bağlamında değerlendirilmelidir. (bak. Stephen Biddle – Jeffrey Friedman, 2006 Lübnan Saldırısı ve Savaşın Geleceği: Ordu ve Savunma Politikası Üzerindeki Yansımaları, Stratejik Araştırmalar Enstitüsü, ABD Ordusu Harp Okulu, Eylül 2008) Önceki özgürleştirme stratejisin aksine (düşmanı uzun bir süre içersinde tüketmeye dönük standart gerilla taktiklerine zıt olarak) Hizbullah’ın yeni konvansiyonel savunma stratejisi, düşmana işgal olanağı vermeden daha ilk aşamada geriye püskürtme şeklinde ortaya konuldu. Operasyonel terimlerle ifade edersek bu, Hizbullah’ın, klasik orduların savunma stratejilerinde kullandıkları metotların yalnızca küçük bir kısmını kullandığı ve aynı zamanda da işgal güçleri karşısında yıpratma savaşı verilmesinin hedeflendiği gerilla tarzı geleneksel olmayan metotların kullanılacağı anlamına geliyor.
Taktik seviyede ise, az görünürlük özelliği sayesinde Hizbullah, diğer düzensiz kuvvetlerle paylaştığı kışlalar ve siperler gibi açık hedefler olmaktan korunmak ve geride “lojistik bir ayak izi” bırakmamak şeklindeki hedefine ulaşmış oluyor. Bir Amerikan ordu raporunda ayrıntılarıyla açıklandığı gibi, direniş güçleri “bazı yerleri tutarken bazı bölgeleri boşaltabilecekleri, bazı yerlere karşı saldırı düzenlerken başka bir yerden de geri çekilebilecekleri” birleşik taktikler izlediler.
Öte yandan, direniş, güçlerini diğer klasik olmayan askeri aktörlerle uyumlu bir şekilde seyyar olarak savaşan ve şaşırtma saldırıları düzenleyen küçük hücrelere böldü.
Bir yandan da genellikle klasik ordularla özdeşleşmiş taktikleri uyguladı. Gerillaların vur kaç hareketlerinden farklı olarak Hizbullah savaşçıları aynı zamanda pozisyonel bir savaş da verdiler, kendi bölgelerini uzun süreli olarak tuttular ve bu mıntıkaları ilerleyen İsrail kuvvetlerine teslim etmeyi reddettiler. Dahası, direnişçiler sivil halkın arasına karışmış olmalarına rağmen diğer gerilla grupları gibi halkın içinde görünmez olmak istemiyorlardı. Tıpkı klasik ordular gibi direniş savaşçıları da kendilerini sivil halktan ayırmak için üniforma giydiler ve yer altı sığınaklarında gizlendiler.
Geleneksel olmayan savaşı klasik savaşla birleştirme hadisesi Hizbullah’ın kullandığı silahlarda da geniş oranda görüldü. Hizbullah bütün gerilla gruplarının ulaşabileceği iptidai silahlarla, sahip olmakta bazı devletlerle bile yarışabileceği gelişmiş silah sistemleri aynı anda kullandı. Fakat modası geçmiş olanlarla modern silahları savaşta yan yana getirmek değildi Hizbullah’ın yaptığı sadece, daha da ilginci bu silahların ilkelliğini avantaja çevirebilmekteki hızıydı. (bak. Emel Saad Ghorayeb, “Son Çatışmada Hizbullah’ın Görünümü, Carneige Vakfı, Politik Gündem, Ağustos 2006)
Hizbullah İsrail’in kuzeyini kısa menzilli Katyuşa roketleriyle gerçekleştirdiği günlük salvo atışlarıyla felç etmeyi başardı. Bu roketler İsrail’in yüksek teknolojili füze savunma kalkanları tarafından durdurulamadı ve Hizbullah'ın taktik olarak işe yaramaz olan bu silahları stratejik değere sahip enstrümanlar haline getirmesine engel olamadı. Hareket aynı zamanda diğer İsrail şehir ve kasabalarını da orta menzilli top ateşine tutarak (ki buralar önceden menzili içersinde bulunmuyordu) İsrail’in Beyrut’a saldırması durumunda kendisinin de Tel Aviv’i vuracağı tehditlerine inandırıcılık kazandırmış oldu.
Fakat daha sofistike olan şey ise Hizbullah’ın bir İsrail savaş gemisini, radarlı ve gemiler için tasarlanmış bir füzeyle -muhtemelen Çin malı C-802 füzelerinin İran versiyonu olan- sürpriz bir şekilde vurmasıydı. Direniş, "melez" füzelerine paralel olarak AT-3 Sagger, AT-4 Spigot ve AT-5 Sprandel gibi daha eski, kablolu Rus tanksavar füzelerini ve daha gelişmiş olan AT-14 Kornet, AT-13 Metis ve RPG 29 modellerini kullandı. Hizbullah İsrail’e en büyük kaybı bu tanksavar silahları tankları, personeli, evleri ve İsrail ordusu tarafından kullanılan araçları hedef almak suretiyle verdirdi. Bütün bunlar Hizbullah’ın savaştaki becerisini gösteriyordu.
Elektronik savaş alanında ise Hizbullah İsrail’in teknolojik üstünlüğünü, Nasrallah ifadesini ödünç alırsak, “basitlik” ile alt etti. Hizbullah, haberleşme şebekesinde fiber optik kara kablolarına daha gelişmiş kablosuz sistemlerden daha fazla güvenerek İsrail’in elektronik parazit yapma çabalarını engellemiş oldu. Hareket bu yolla İsrail’in kibirli elektronik savaş sistemini tuzağa düşürmeyi ve kendi komuta kontrol sistemini bütün savaş süresince korumayı başardı.
Hizbullah aynı zamanda kendi gelişmiş istihbarat toplama kapasitesiyle İsrail’in elektronik savaş birimlerine sızmayı da başardı. 2004 yılından beri İsrail hava sahasında uçan Mirsad 1 adlı insansız keşif uçaklarının dışında, İsrailli yedek askerlerin aileleri ile İbranice yaptıkları cep telefonu konuşmalarını dinlemede kullandığı elektronik dinleme araçları da dahil olmak üzere diğer takip teknolojisini de elde etti. Dahası, Hizbullah diğer araçları ve teknikleri kullanmak suretiyle İsrail radyo muhabere sistemini kesmeyi ve şifrelerini kırmayı başardı ve bunu İsrail tanklarının hareketlerini izlemede ve telefat raporlarını ve ikmal rotalarını takip etmede kullandı.
Bu keşiflerin İsrail’e doğurduğu baskı yaklaşan füzeleri radar kullanmak suretiyle takip eden Trophy adlı sistemin (TAPS) planlanmış tanıtımında (Ağustos 2009) ve bu sistemin İsrail’in son model Merkava 4 tanklarına (2006 savaşında ciddi hasar gören) monte edilmesiyle görülmeye başlandı.
Direniş ÜniversitesiTeşkilatlanma açısından baktığımızda ise Hizbullah direnişinin düzensiz bir gücün değişik özellikleriyle karakterize edildiğini görüyoruz. Halka dayanan bir hareket olan Hizbullah’ın savaş gücü yaklaşık 1000 kişilik çekirdek savaşçıdan ve yedek güç olarak hazır tutulan sayısı belirsiz köylüden oluşmaktadır. Tek merkezde toplanmayan emir- komuta yapısının sızılması hemen hemen imkansız olan kurumsal gizlilikle birleşmesi gerilla gruplarının tipik özelliğini oluşturuyor. Bununla birlikte örgüt bu avantajlarına ilaveten klasik ordulara has olan sıkı disiplin ve savaşçılarıyla sıkı koardinasyon gibi özelliklere de sahip.
Dahası, Nasrallah’ın İsrail’in kara işgaline kalkışması halinde İsrail güçlerinin üzerine “on binlerce iyi eğitilmiş ve teçhizatlı” savaşçı gönderme tehdidi de Hizbullah’ın yedek güçlerini profesyonel savaşçılara dönüştürebileceği imasını taşıyor. Hizbullah’ın 2006 savaşının ardından geniş kapsamlı bir kadro istihdamı ve eğitim faaliyetine başladığı yönündeki haberler de bu çıkarımlara daha fazla inanılırlık kazandırıyor.
Fakat savaş modelinin ispatlanan başarısına rağmen Hizbullah kendi performansını tekrar değerlendiriyor ve İsrail’in gelecek savaştaki operasyon planlarını tahmin etmeye çalışıyor. Hareketin gelecek stratejisi ve taktikleri Nasrallah’ın da dediği gibi bu hesaplamalara dayanacak: “Temmuz savaşı deneyiminden dersler çıkardık ve gerekli değerlendirmeleri yaparak kendimizin ve düşmanınımızın zayıf ve güçlü yönlerini keşfettik ve buna göre davrandık.”
Şurası kesin ki düşmanını çok ince bir şekilde inceleme ve araştırma çabası (hala sürüyor) açısından Hizbullah, İsrail’in bugüne dek bölgede karşılaştığı hasımları arasında diğerlerinden hemen fark ediliyor. Hizbullah, oryantalistlerin “Arap zihni” dedikleri kavramın doğruluğu hakkında şüphe doğuran bir şekilde, İsrail ruhuna nüfuz etmek için -ve bu en başta gelen düşmanına üstün gelmek için sadece askeri kafa yapısını hedeflemekle de yetinmeyerek- gece gündüz çalışıyor.
Hizbullah’ın başarısında etkili olan nedenlerden biri de şartlara ve ihtiyaçların değişmesine göre adaptasyon yapılması ve sürekli kendini değerlendirme süreci içersinde olmasıdır.
Direniş katı bir askeri stratejiye dayanmaktan çok -bu strateji geçmişte ne kadar başarılı olmuş olursa olsun- sürekli olarak kendini politik ve askeri çevreye uyarlıyor. Hizbullah’ın gücü nazari olmayan bir askeri doktrine olan adaptasyon yeteneğinde yatmaktadır.
Bu aynı zamanda direnişin gelecek savaştaki askeri stratejisini revize edeceği ve sadece savunmaya dayalı bir doktrini bırakarak kısmen savunmacı, kısmen de saldırı karşıtı bir başka stratejiyi benimseyeceği, bir diğer deyişle ağırlıklı olarak savunmacı olmakla birlikte bünyesine güçlü ölçekli bir saldırı kapasitesi dozunun enjekte edileceğini gösteriyor. Dahası, hareketin daha geniş stratejik hedefleri karşılamak için yeni taktikler geliştireceği de güçlü bir ihtimal. Bu ihtimal Nasrallah’ın çok iyi bilinen, İsrail’in Lübnan’a saldırması durumunda kendilerine “büyük bir sürpriz” hazırladıkları tehdidinde ima edilmişti.
Pek çok gözlemci ilk başta Nasrallah’ın sürprzinin Hizbullah’ın Lübnan hava sahasını ihlal eden İsrail uçakları karşısında kullanacağı uçaksavar füzeleri olacağını düşündüler. Hizbullah’ın elinde SA-7 füzelerinin olduğu bilinmekle ve 2002 yılında daha gelişmiş SA-18 füzelerini elde ettiği tahmin edilmekle birlikte, 2008 yılındaki pek çok haberde örgütün gelişmiş SA-8 hava savunma füze sistemlerini elde ettiği de dillendirildi. Bu haberlerin doğru olması halinde hareketin bu gelişmiş SAM füzelerini kullanacağı kesin ise de, Nasrallah’ın sözünü ettiği sürprizin -kendisi daha önce İsrail uçaklarını bu füzelerle düşüreceğini söylediği için- bu olması şüpheli.
Daha güçlü teori ise Nasrallah’ın sözünü ettiği sürprizin direnişin yeni bir askeri stratejisini ve taktiğini içerdiği, özellikle İsrail karşısındaki sonraki tehdidi göz önüne alınırsa : “Düşmanımızın ordusu çatışma meydanında cesur, sert ve azimli direniş savaşçıları tarafından uygulanan beklemediği bir savaş metoduna tanık olacak; gasıp yapılarının kurulmasından bu yana asla görmedikleri bir şeyle karşılaşacak.” Nasrallah İsrail ordusunun kuzey komutanlığının başı olan Gadi Eizenkot tarafından Dahiye doktrini olarak adlandırlan şeye verdiği cevapta da bu meydan okuyuşunu güçlendirerek “Beyrut karşılığında Tel Aviv” şeklindeki eski denklemini “Dahiyeh için Tel aviv” olarak değiştirdi.
Nasrallah’ın aklından geçen taktikler direniş savaşçılarının ünlü gazeteci Nicholas Blanford’a verdikleri röportajlarda dedikleri gibi İsrail topraklarına gerçekleştirilecek olan akınlar olabilir: “Güney Lübnan’daki yerel komutanlardan biri 'Hizbullah’ın 2006 yılında savunma savaşı verdi. Gelecek savaşta saldıran taraf biz olacağız ve tamamen farklı bir savaş olacak bu' diyor. Cevad adlı başka bir yerel savaşçı da gelecek savaşın Lübnan’dan daha çok İsrail içinde gerçekleşeceğini söylüyor. Farklı savaşçılar tarafından dillendirilen aynı yorum Hizbullah’ın İsrail’in kuzeyine komando akınları düzenlemeyi planladığını gösteriyor.”
Bu ifadeler psikolojik savaş olarak değerlendirilebilirlerse de, İsrail savunma birimlerinin direniş komandolarının kuzey sınırındaki topluluklara sızarak İsraillileri öldüreceği bir senaryo için hazırlıklarını sürdürdükleri biliniyor.
Son SavaşHangi taktikleri izleyeceği bir yana Hizbullah, Nasrallah’ın İsrail’e kati bir darbe vurma vaadini gerçekleştireceğine herkesi inandırmak zorunda. Hizbullah liderinin 2007 yılında tekrar ifade edilen “Hizbullah’ın İsrail için savaşın seyrini ve bölgenin kaderini değiştirme ve tarihi ve kesin bir zaferi gerçekleştirme potansiyeli olan bir sürprizi olduğu" şeklindeki ifadesinden bir yıl sonra Nasrallah bu sefer de “Gelecek zaferimiz kesin, su götürmez ve kristal berraklığında olacaktır" diyecek ve "Hizbullah’ın Ehud Barak’ın gönderme tehdidinde bulunduğu 5 tümeni yok edeceği" uyarısında bulunacaktı. Gelecek savaşın beklenen sonu ise, daha sonra Nasrallah’ın altını çizdiği gibi öngörülen bu İsrail mağlubiyetinin ardından “gasıp varlığın en sonunda ortadan kalkacağı” tahmini.
Bu noktada bunları Nasrallah’ın Temmuz savaşında deklare ettiği hedefleriyle karşılaştırmak yararlı olacaktır. Hizbullah 2006 yılında Lübnan’ı İsrail saldırısı karşısında korumaktan ve düşmanın toprak işgaline engel olmaktan başka bir hedef ortaya koymamıştı. Bu sayede, kendini savunabildiği ve düşman güçlerini tek bir hedeflerine bile ulaşmadan geri püskürttüğü için –en azından taktik olarak bu savaşı kazandığı için yani- zaferini ilan edebilmişti.
Fakat hareket çatışmanın önümüzdeki randevusu için stratejik çıtayı çok yükseltmiş durumda. Hizbullah yeni hedefini derin bölgesel sonuçları olacak olan “kati bir zafer” olarak ilan etttiği için, İsrail ile yapacağı gelecek savaşın sonrasında stratejik bir zafer kazandığını herkese inandırmak zorunda kalacak. Böyle bir zafer iki düşman arasındaki “açık savaş” durumunu bir defada ve sonsuza kadar sonlandırmak ve daha da önemlisi İsrail’in bölgede sürekli kıldığı tehdidi nötralize etmek zorunda. Bu yüzden, Hizbullah’ın İsrail ile yapacağı herhangi bir gelecek savaş, aynı zamanda kendisinin de son savaşı olmak zorundadır.
Opendemocracy.net'de yayınlanan bu analiz Kemal Saral tarafından İsra Haber için çevrildi
isra haber