Ana Sayfa Türkçe English Rss

Devrim Sonrası Söylemin Gözden Geçirilmesi

15.02.2011, 16:44:59

Yazdır Yazı Boyutu: [ + ] [ - ]
Fehmi HUVEYDİ

Fehmi HUVEYDİ

Mısır’da devrim sonrası konuşulan bazı fikirlerin gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi gerekiyor.

Çünkü ben heyecanımız nedeniyle yanlış yapmamızdan korkuyorum. İçinde bulunduğumuz şu anda yanlış sorun olur, yanlış üzerine bina edilen şeyler ise daha büyük sorun oluşturur.

-1-

Mısır’da popüler bir şaka yapılır. Şöyle ki; Başkan Mübarek öldükten sonra gökyüzünde Başkan Abdunnasır ve Sedat’la bir araya gelir. İkisi de buna sorarlar: Senin ölümün zehirden mi oldu yoksa idam mı edildin? Beriki cevap verir facebook beni öldürdü. Bu söz nükte babında kabul edilirse gerçekleri konuştuğumuzda üzerinde durulması gereken bir söz olur. Çünkü çoğu insan olanları facebook devrimi olarak görmeye başladı. Bu da, aktivistler arasında facebook ve twitter olmasaydı Mısırlıların öfkesinin patlamayacağı 25 Ocak devriminin yaşanmayacağı intibaını veriyor. Hiç kimse bu iki aracın devrimde oynadığı rolü inkâr etmiyor ama bizler elektroniğin devrim içindeki rolünü değerlendiriken abartılı olmamalıyız.

Facebook ve twitter, kurumsal olmayan basım ve yayında payı olan modern iletişim araçları ve kanalları arasında yer alıyor. Diğer bir ifadeyle bilindik basın yayın organlarındaki bilinen standartlar burada işlemiyor ve temel olarak kullanıcıların yayınladığı şeyleri temel alıyor. Onu farklı kılan en önemli şey budur. Ama en nihayetinde o da, cep telefonu mesajları, televizyon kanalları ve hatta sabit telefonlar gibi iletişim ve yayına vesile olan araçlardan biridir.

Ben aracı kurumlar ve facebook ile twitter’i kullanan sıradan kullanıcıların çok sayıda önemli bilgi, resim ve video dökümanını insanlara ulaştırdığını biliyorum. Yine facebook’taki “Hepimiz Halid Said’iz” sayfasının yarım milyon kullanıcısı olduğunu ve rejime karşı yapılan gösterilerle protestolarla alakalı her şeyi yayınladığını da biliyorum. Hatta Halid Said’le ilgili olmayan şeylerin bile pek çok kişinin bilinçlenmesi ya da çoğunun harekete geçmek için motive edilmesinde payı var. Ama milyonluk gösterilere katılan milyonlara dikkat etmek gerekiyor. Bu kişiler güvenlik güçleri tarafından yakalanacağı, coplarıyla muhatap olacağı hatta tutuklanacaklarını biliyorlar. Bu milyonlar güvenliğini ve hayatını tehlikeye atmadı ve böyle toplu bir şekilde 18 gün süren bu mücadelede harekete geçmedi. Facebook, pekçok kişinin “facebook gençliği devrimi” tanımlamasıyla tanıştığı bu devrimin nedeni değildi. Bu dillerde dolaşan ve büyük halk kitlelerinin değerini bilmediğinin iddia edildiği romantik bir sözdür. Ne facebook, devrimin patlamasına sebep oldu ne de sadece gençler devrimin yakıtıydı. Bu her yaş grubu ve ekolden, kadın erkek, genş yaşlı, Müslüman Kıpti, zengin ve fakir Mısır halkının devrimiydi. Bütün bu insanlar ayaklandılar ve boş yere harekete geçmediler, hissettikleri aşağılanma duygusu ve onurlarıyla gururlarını müdafaa etme hissi onları harekete geçirdi. Değişim istekleri ve rejimden kurtulmanın zorunlu olduğunu idrak etmeleri bir gecede oluşmuş bir olgu değildi. Bu kırmızıçizgileri aşmak için direnmiş ve ısrar etmiş pekçok kişi tarafından diktanın reddedilmesi ve isyana sebep olan anti-bağımlılık ve zulüm görme hissinin derinleşmesinin meyvesidir. Bu birikim patlamaya hazırdı. Ufukta Tunus halkının devrimi görününce halk diktatörlerden daha güçlü olduklarını anladı. Mısırlılar ayaklandılar ve bir kahraman ya da kurtarıcı olmadan kendi elleriyle haklarını geri almaya karar verdiler.

-2-

Bu devrimin ayırt edici özelliğinin, orduyu halkın çağırmış olması olduğu söylendi. Aynı şekilde ordunun halka vefalı bir konumda olduğu ve tarihi vatan bekçiliği görevini yerine getirdiği söylendi. Ben bu söylenenlere itiraz etmemekle birlikte ordunun konumunu ve rolünü korumak ve ona kaldırabileceğinden fazla yük yüklememek için herşeyi yerli yerine oturtma ricasında bulunuyorum.

Ordunun rolünden ötürü duyduğumuz şevk ve bu rolden duyduğumuz hoşnutluk bazı kişileri ordunun Mısır’da meşruiyetin garantisi olduğunu söylemeye sevk etmiş olabilir. Bu sadece önde gelen entelektüellerden birinin görüşü değildi. Bunu ülkede yeni üst düzey yetkililerden bazıları söyledi. Ordunun devrim süresince sergilediği tavrı takdir etmem ve başkanın gitmesine yardım eden rolünden ötürü mutluluk duymama rağmen itiraf edeyim ki bu söz beni rahatsız etti.

Çünkü ben bu sözü duyduğumda “Ordu İngiltere gibi bir ülkede meşruiyet ve hakların garantisi olabilir mi?” dedim. Mısır’da bu rolü ordu yaparken İngiltere’de neden halk bekçi ve garantör oluyor?

Halkın demokrat ülkelerde kendi haklarının bekçisi ve garantörü olduğunu söylemek için çok çaba sarf etmeme gerek yok. Bu ülkelerde halkın söz söyleme hakkı vardır, liderlerini seçen ve görevden alan yine odur. Halkların olmadığı ve seslerinin çıkmadığı demokratik olmayan ülkelerde ise ordu en büyük güç ve halkın kendi sembollerini seçme ve azletmede görüş bildiremedikleri kontrolcü rejimlerle temsil edilen meşruiyetin korunması için aday gösterilen hami olur.

Etrafımızda ordunun rolüne dair iki tane model var. Birincisi ordunun 70 yıldan fazla bir süre toplum ve siyasetin vasisi olarak kaldığı Türkiye modelidir. 1930’lardan bu çağın başlarına kadar ordu siyaseti idare eden, hükümetleri gözetleyen ve azleden gizli bir hükümet mesabesindeydi. 2002’de AKP iktidara gelerek ordunun rolünü kısıtlamaya ve onu normal hacmine indirgemeye çalıştı ve bunda da başarılı oldu. İkinci örnek ise 60’lardaki bağımsızlıktan şu ana kadar ordunun siyasette karar sahibi olduğu Cezayir modelidir. Her iki ülkede ordunun oynadığı kahramanlık rolüne rağmen -ülkeyi kurtarmada oynadıkları kahramalık rolü- Türkiye’de bulunan nispi demokrat taban toplumun güçlenmesine, sağlığına yeniden kavuşmasına ve sonunda da ordunun rolünü sınrılamasına sebep olurken Cezayir’de bu tabanın gerilemesi ordunun daha da sağlamlaşmasına ve rolünün büyümesine sebep olmuştur.

Şuan ilgilendiğimiz soru şudur: Ordu Cezayir ve Kemalist Türkiye’de olduğu gibi topluma vasilik mi edecek yoksa güvenliği sağlama görevini yerine getiren toplumun kurumlarından biri mi olacak?

7.2.2011 tarihli Türkiye’de yayınlanan Milliyet Gazetesi’nde bir makale okudum. Yazar Kadri Gürsel Mısır’ın devrimden sonraki durumunda diktatöryel asker yönetiminden çıkıp çok partili parlamenter yönetimde asker vesayetine geçeceğini ve böylece AKP yönetiminde aşılan eski Türk modelinin peşinden gideceğini söylüyordu.

Türk yazarın görüşü bir durumda isabetli olabilir ki o da; Mısır’daki özgürlük çıtasının alçak kalması, toplumun aynı durumda seyretmesi ve güçsüzlüğü sonrasında da elini tutacak bir sorumluya ihtiyaç duymasıdır. Bu durum orduyu garantör ve vasi konumuna getirir.

-3-

Ordunun rolünün abartılması da beni endişelendiriyor ve şuanki geçiş döneminde anayasa değişikliğine öncelik verilmesi bende şüphe uyandırıyor. Hiçbir akıllı kimse -kanun okuyanlar hariç- anayasanın önemini azımsayamaz. Bu bağlamda, bu dosyanın incelenmesi ilkesinden değil ona verilen önemden bahsettiğime dikkat edilmesini rica ediyorum. Mübarek’in çekilmesinin öncesindeki tereddüt aşamasında çok büyük ilgi gören adımın anayasayı değiştirme komisyonunun kurulması fikri olması da bu şüpheyi doğruluyor. Bu komisyonun resmi kararı çıktı ve bil-fiil çalışmaya başladı, değiştirilmesi istenen maddeleri belirledi. Ömer Süleyman göstericilerin isteklerine cevap verme bağlamında gerçekleştirdiği başarılardan bahsederken bunu dile getirdi. Bu başarıların başında diyalogun gerçekleştirilmesi ve anayasayı değiştirme komisyonunun kurulması yer alıyordu. Bu iki adım basının boş seslerinden biriydi. Bunlarla istenilen şeyin diyalogun gerçekleştirilmesi ya da anayasının değiştirilmesi olmadığı söylendi. Bu operasyonun sadece iki amacı vardı. Birincisi; baskı yapan dış dünya karşısında güzel görünmek ve sıradan Batı insanını rejimin gerçekten ıslahata başladığı ve değiştirilmesi için bir bahane kalmadığı yönünde aldatmaktı. İkinci amaç ise; vakit kazanmak ve göstericiler tükeninceye kadar rejimin ömrünü uzatmaktı.

Bu sözler benim değil. Ben bunları anayasa değişikliklerini incelemek için kurulmuş hukukçular komisyonunun bir üyesinden duydum. Onunla yaptığımız tartışma esnasında, anayasa ya da onun değiştirilmesinin incelenir olmasından önce toplumda özgürlüklerin kazanılmış olmasının gerektiğine ikna etmeye çalıştım. İlk önce olağanüstü halin kaldırılması, parti kurma hürriyeti, sendikalar üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması, gazete çıkarma hürriyeti ve bunun gibi özgürlükler siyasi güçlerin katılımı ve onların halkla etkileşime geçmesi önünde geniş kapılar açar. Sonunda da şeffaf ve adil seçimlerde halkın görüşüne başvurulmasını sağlar.

Olağanüstü halin devam ettiği, toplumsal kurumların özgürlüğe sınırlama getiren kanunlarla önünün kesildiği bir ortamda anayasa değişikliği demokrasi inşaasında kayda değer bir ilerleme olmayacaktır. İnsanların önünde alternatif ve seçeneklerin çıkmasına izin veren özgürlükler onları en güzel ifade eden şeyler olacaktır.

Özgürlüklere evet denilmeden önce anayasanın değiştirilmesinin şuan içinde bulunulan durumdan çok farkı olmayacaktır. Burada kamu özgürlükleri dosyasına giriş yapmadan insanları, değiştirilmeye aday anayasa maddeleriyle meşgul edenlere karşı kötü zanlar beslediğimi ve onlardan şüphelendiğimi gizlemeyeceğim. Ben bu durumu reformda ciddi olmama ve ertelemeye çalışmanın delili olarak görüyorum.

-4-

Aynı şekilde meydana gelen devrimde ekonomiye verilen zarardan ve turizm ile Süveyş Kanalı gelirlerinde gerilemeden başka bir şey görmeyen kişilere de iyi gözle bakamayacağım. Bu konuda bazı notlar düşeceğim:

-Bu ekonomik etkiler ülkenin diktatör rejimi düşürme şeklinde kendini gösteren büyük kazancını gerçekleştirmek için ödediği doğal bedelin bir parçasıdır. Burada gerçek demokratik bir rejime geçiş ümit edilmiştir. Milyonlarca kişi bu kazancı elde etmek için hayatlarını feda ettilerse bizim de bunu sonucunda meydana gelen ekonomik zarara katlanmamız gerekmektedir.

-Devrim gerçekten de denildiği gibi geleceğe yapılan bir yatırımdır. Bu devrim ülkenin servetinin yağmalanmasını durdurur ve gerçek ıslahın önünde kapı açarsa şuan verilen ekonomik kayıpları telafi edecektir. Burada Lübnan’ın 16 yıl boynca sivil savaş yaşadığını sonrasında da eski günlerine ve cazibesine geri döndüğünü unutamamız gerekiyor.

-Mısır’da herkes siyasi yolsuzlukla meşgul. Bu şüphesiz ağır bir yük. Ben devrimin, bunun en büyük destekçilerini ortadan kaldırdığını zannediyorum. Ama Mısır krizinde hiç adı geçmeyen şey, 30 yıldır bütün tanıkları ortadan kaldıran, bütün göstergeleri gizleyen düşen rejimin geriye bıraktığı ekonomik yıkımdır. Ekonomik gerçekler açıklandığında insanlar krizin devrimden önce var olduğunu ve Mısır’da 30 yıl kargaşa çıkaran, kanını emip onu çorak arazi gibi bırakanların bu krizi yarattığını anlayacaklar. Rejimin konumu kaybolduktan ve Mısırlılara karşı unutmamamız ve tekrarlanmaması gereken büyük tarihi suçlar işledikten sonra devrilmesi gerekiyordu.

Mısırlı düşünür Fehmi Huveydi’nin el Şark Gazetesi’nde kaleme aldığı 15.02..2011 tarihli bu analizi, Gülşen Topçu tarafından israhaber için tercüme edildi.




Yazdır
Tasfiye Dergisi
  ANALİZLER diğer
Bir Dönüşümün İbretlik Hikayesi
Son gelişmeler de göstermektedir ki İstanbul İslamcılığı ve ağır abi sendromu son demlerini yaşamaktadır.
Kadrican MENDİ
Suriye'ye Müdahale
Şimdi Türkiye'nin bir çılgınlık yapıp müdahale ettiğini varsayacak olursak maliyet ne olacak, ona bakalım.
Ali BULAÇ
İstanbul İslamcılığı Düşerken
Gücü iktidara yaslanarak bulanlar, o gücün koltuklarla birlikte devrileceğini nasıl unutabilmektedir?.
Beytullah Emrah ÖNCE
Romantik Beklentiler, Nostaljik Umutlar
Karşı karşıya bulunduğumuz tarihsel olaylar, hareketler, ayaklanmalarla ilgili olarak niceliksel ölçütler kullanmak gibi bir zaafımız var.
Atasoy MÜFTÜOĞLU
NATO, Türkiye ve İslam Dünyası
İşaret ettiğim ideal politiği, reel politiğe dönüştürecek özgür nesiller gelecektir, Tih sürgünü 40 yıl sürse bile, o gün gelecektir.
Ali BULAÇ
“Suriye'nin Dostları”: Yenildik; Ama…
Bir ay içerisinde Annan planını baltalamayı başaramazsalar, “Dostlar”ın “Suriye devrimi” tabutunun son çivisi Paris toplantısında çakılır.
Alptekin DURSUNOĞLU
Tarihi ve Felsefi Yönleriyle Demokrasi
Demokrasi sadece araçları bulunan bir devlet yönetimi şekli olmayan, aynı zamanda bir felsefesi bulunan değerler bütünüdür.
HAMZA ER
İhtiraslar ve Muhterisler Çağında Yaşamak
Emperyal güçler "Arap Baharı" ya da "devrimleri" olarak anılan süreçleri evcilleştiriyor ve devrimleri maaşa bağlıyor.
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Fe Eyne Tezhebun?
Emperyalist katillerden silah talep etmek "Türkiyeli Müslümanlar"a yakışıyor mu? Bu adım, Türkiye İslami hareketindeki yeni bir kırılmanın habercisidir.
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Ha Gayret ...
Ha gayret hele bir şu Suriye’yi de özgürleştirelim, İran ve hizbullahın başını ezip bölgemizdeki şia tehlikesini de etkisizleştirelim.
Kadrican MENDİ
Suriye'de Dolaşan Kanlı Gömlek
Evet, Suriye’de dolaşan gömlekteki kan Suriyelilerin, bunu görüyoruz.
Beytullah Emrah ÖNCE
Ortadoğu'nun Şiddet Sabitesi?
Ortadoğu son bir yılda son zamanların en önemli siyasal ve toplumsal hareketliliğini yaşıyor.
Akif EMRE
Gerçekleri Görme Yetisini Kaybetmek
Küreselleşme süreçleriyle birlikte, bizler de yeni bir uzama girdik.
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Suriyeli Devrimcilere
Batıya, ABD'ye, Araplara ve Türkiye'ye güvenmeyin! Çünkü Siz onların sizin için neler planladıklarını daha iyi bilmektesiniz.
Eymen EL ZEVAHİRİ
Suriye Devrimi
Tarih, 16-9-1931 gösterdiğinde öncü mücahit Ömer Muhtar İtalya sömürüsüne karşı ülkesi Libya'yı müdafaa ettiği için darağacında asılmıştı.
Kemal HATİP
Suriye Halkı, Rejim ve Arap Birliği'nin Kurbanı
Suriye iki türlü izolasyonla karşı karşıya.
Abdülbari ATWAN
Suriyeli Devrimcilere Uyarılar
Suriye halkını savunma naraları atanlara baktığımda aslında hedef ve gayelerinin Suriye halkı ve özgürlüğü olmadığını görüyorum.
Prof. Abdussettar KASIM
diğer analizler »
Copyright © 2012 israhaber

israhaber bünyesindeki haber ve fotoların her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden alınamaz
IE 6+ // Firefox 2+, [ 1024 x 768 ] // Macromedia Flash // Tasarım ve Kodlama artıweb