|
|
Hariri İddianamesi'ne Yanıt |
| 14.07.2011, 15:28:02 |
|
|
|
|

Seyyid Hasan NASRALLAH |
|
Topraklarımızı kurtardığımız direniş yolunda, ülkemizi koruduğumuz bu yolda yani direniş yolunda devam edeceğiz.
Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Hamd âlemlerin rabbi Allah’a, salât ve selam peygamberimiz ve peygamberlerin sonuncusu Ebu Kasım Muhammed Bin Abdullah’a, onun temiz ve pak ehline, seçilmiş ashabına ve bütün peygamberlere olsun. Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu.
Bu gece aslında bir basın toplantısı yapmamız gerekiyordu ancak vakit darlığı ve bazı uygulamalar ile teknik nedenlerden ötürü basın toplantısı iptal edildi.
Bu nedenle bu gece size yapacağım konuşma basın toplantısı yerine geçecek. Ve aynı şekilde bu gece size yapacağım konuşma, konunun önemi itibarıyla –konuşmam esnasında- birkaç ay önceki basın toplantısında olduğu gibi bazı video görüntüleri ya da bazı kimlik kartları birer delil olarak sunulacak.
Ben bugün sunacaklarımda ve ele alacağım konularda daha önceden bahsettiklerimi tekrarlamayacağım. Bu konuya girecek olursam bile bu kısa ve hatırlatma babından olacak. Çünkü şu an konu ve olay bakımından kamuoyuna sunmamız gereken çok sayıda yeni konu var. Burada işaret etme babından sadece hatırlatmayla yetineceğim. Daha fazla ayrıntı isteyenler daha önceki basın açıklamasına ya da ister yargı konferansı ister resmi ve sivil makamlar tarafından düzenlenen iletişimle alakalı toplantılar olsun diğer konferans ve toplantılara bakabilirler. Bugün ise burada bulunmamızın ve yapacak olduğumuz konuşmanın sebebi çıkan iddianame olacak. İsrail işgaline karşı direnişte parlak bir tarihleri olan direnişçi kardeşlerimizin adına bugünlerde çıkan bu karar bizim kanımızca Temmuz savaşında İsrail’e karşı direnişin aldığı zaferle başlayan ve 14 Agustos’la son bulan, Hizbullah’la alakalı göstergelerin netleşmeye başladığı bu uzun yolda atılmış adımlardan biridir. Zira bu zaferden birkaç gün sonra 19 Agustos 2006 tarihli Le Figaro Gazetesi, uluslar arası soruşturmanın Hizbullah’ın, onun kadroları ve liderlerinin şehit Başkan Refik Hariri’nin suikasta kurban gitmesiyle ilişkili oldukları yönünde bir gidişatta olduğundan bahsediyordu. Tabi ki bizler daha önce bu konudan bahsettik ve bunun savaşın öncesinde hazır olan bir madde olduğunu söyledik. Ama savaşın sonucu beklenenden farklı olunca bu madde ortaya atıldı ya da bu silah direnişin yüzüne doğrultuldu.
Tabi bu konuda da daha önce bu yürüyüşün bir hedefler bütünü olduğunu ve bununla Suriye’yi, subayları şimdi de Hizbulla’ı suçladıktan sonra bazı hedefleri gerçekleştirmek istediklerini söyledik. Hedefler bütününden bahsettik ve Lübnan ile İslam ve Arap dünyasındaki siyasi güçlerle, şahsiyetlerle, merkezler ve basın kuruluşlarıyla bu hedefleri düşürmek için yardımlaştığımızı söyledik. Biz geçmişte hep net olduk. Mahkemeyi ilga edemiyoruz çünkü Amerika’nın hükmettiği Güvenlik Konseyi’nden çıkmış bir karar var. Ve mademki mahkemenin gittiği bir yol ve ne olursa ve kim olursa olsun gerçekleştirmek istediği hedefleri vardı biz de başka bir yola başvurduk. Bu yürüyüşün hedefleri olduğunu söyledik. Gelin bu hedeflerin gerçekleşmesine izin vermeyelim dedik. Hatırlarsınız direnişin, direnişçilerin ve liderlerinin saygınlığına halel getirilmek istendiğinden, direnişin azminin kırılmak istendiğinden bahsettik. En önemli ve en tehlikeli hedef ise Lübnan’da fitne ya da iç savaş çıkarmaktır. Ya da daha özel olarak Şiilerle Sünniler arasında fitne çıkarmaktır. Daha önce üzerinde durduğumuz temel hedefler bunlardı.
Tabi iddianamenin zamanlamasının da konuşma esnasında sunacacağımız özel bir hedefi var. Buna binaen ben kouşmamda üç başlık üzerinde duracağım.
Birincisi soruşturma, müfettişler ve soruşturma komitesiyle alakalıdır. Hepimiz soruşturma ve komitesinin iki aşaması olduğunu hatırlıyoruz: Birinci aşama uluslar arası soruşturma komitesi aşaması ikincisi ise, mahkemenin kurulması ve Bellemare’ın başsavcı seçilmesinden sonraki yani uluslar arası soruşturma komitesinin iptal edildiği, soruşturmanın Sayın Bellemare’ın görevlerinden biri haline geldiği aşamadır.
Şu halde birinci başlığımız soruşturma ve müfettişlerle alakalı olacak
.
İkinci başlık ise Sayın Cassase’in başkanlık ettiği ve şuan bazılarının başvurmamızı ya da itham edilenlerin ona başvurmasını istedikleri mahkeme olacak.
Üçüncü başlık iddianameye karşı alınacak tavır, mevcut durumda onunla kurulacak ilişki, ilk olarak insanlara, ikinci olarak 14 Mart grubu ve bu gruba bağlı olanlarla üçüncü olarak direnişi sevenlere bu konuda söylenecek sözlerden oluşmaktadır.
Soruşturma başlığına giriş yapacak olursak; öncelikle soruşturmanın gerçeğe yakın olması ya da gerçeğe ulaşmasının gerektiği bilinmektedir. Bu soruşturmada şu ana kadar olanlar hakkında bizim temel sorunumuz tek bir yol benimsemiş olmasıdır. Başlangıçta Suriye, dört subay, Suriye-Lübnan güvenlik teşkilatıyla başladı. Bu yoldan sonra başka bir yol tutturdu ki o da Hizbullah ve Hizbullah liderleri ve kadrolarıyla ilgili yoldu.
Biz geçen sene tutulacak başka bir yol var neden onu tutmuyorsunuz, başka bir varsayım var neden onun üzerinde çalışmıyorsunuz –bu İsrail’dir- dedik. Ben uzun bir basın toplantısı düzenledim ve keşif uçaklarıyla alaklı pek çok belgeyi burada sundum. Bu belgelerin İsrail’in suikast metoduyla, casuslarla ve şuan Lübnan yargısı tarafından tutuklanmış olan ajanlarla alakası vardır. Bu casusların lojistik görevlerini, İsrailli komandoların Lübnan topraklarına girişi ve suikastın düzenlenmesinden bir gün önce George’un ağzından suikastın işlendiği yerde bulunan causlar hakkında itirafları vardır. Biz bu belgeleri sunduk ve buyrun, bu başlangıç teşkil edebilir dedik.
Soru: Ama Sayın Bellemare, başsavcılık, Uluslar arası Mahkemedeki biri ya da dünya üzerinde adalet ya da gerçeği istediğini iddia eden biri buna ilgi gösterdi mi? Hayır. Kılları bile kıpırdamadı. Sadece bu belgelerin bir kopyasını Lübnan başsavcısından istemekle yetindiler ve bunlar televizyonda yayınlandı. Daha sonra bunun yeterli olmadığını söylediler. Oysaki yapılan değişikliğin öncesinde ve sonrasında Sayın Cassase ile Bellemare’ın yapmaya çalıştığı bir şey vardı. Onlar dolaylı delillere dayanmak istiyorlar. Hukukçular bu konuyu biliyorlar ve milletvekili kardeşimiz Muhammed Rad ile Savcı Selim Jreissati tarafından düzenlenen basın toplantısında bu konu ve dolaylı delillerin ne anlama geldiği açıklandı. Ben bu delillerin, doğrudan delillerin ve bunun benzerlerinin neler olduğunu açıklamak niyetinde değilim. Çünkü onlar doğrudan delillere ulaşmanın imkânsız olduğunu ve gerçeğe götürmesi imkânsız olan dolaylı delilleri kabul ettiklerini söylediler.
Cassase ve Bellemare’ın bahsettiği bu dolaylı delilleri getirip İsrail konusunda ortaya koyduğumuz delillere tatbik etseydik, İsrail’i suçlamak için yeterli olurdu. Ama bunu yapmadılar. Bu sadece benim görüşüme göre yeterli değildir. Bizler uluslar arası ve ulusal düzeyde yargıçlara müraccat ettik ve bize eğer bu mahkeme dolaylı delillere dayanıyorsa bunlar İsrail’i suçlamak için yeterlidir dediler. Ama deliller Bellemare, Francine ve diğer mahkeme bireyleri için yeterli değildi. İsraillilere hiçbir şey sormadılar. Neden Beyrut ve çevresi üzerinde, Sayda yolu üzerinde keşif yapıyordunuz? Neden casuslarınız buralarda bulunuyordu? Evet, bu soruların hiç birini sormadılar. Bu doğal ve mantıkidir. Neden? Çünkü bu mahkeme kurulduğu andan itibaren net siyasi bir hedef için kurulmuştur ve ne bir İsraillinin ne de İsraillilerin yanında olanları soruşturamaz. Uluslar arası soruşturma komitesinin halen uygulamaya alınmamış bir kararı mevcut. Bu karar Cenin kampı ve bu kampta işlenen katliamla alakalıdır. İsrailliler kimsenin bunu soruşturmasına ya da soru sorulmasına izin vermediler.
Mesele dolaylı deliller meselesiyse buyrun. Ben ve Hizbullah’ın görevi kapsamlı bir soruşturma yapmak ve Bellemare’a sunmak değildir. Sunduklarımız yeter. Biz aslında harekete geçmek için yeterli miktarda belge sunduk ama bunlara ilgi duyulmadı, çünkü soruşturma siyasi ve mahkeme de siyasidir.
İkinci olarak: İsrailliyle soruşturmaya başladılar, onunla bilgi olarak yardımlaştılar, onu soruşturmaya alacaklarına ve soru soracaklarına ondan bilgi aldılar. Mehlis, Le Figaro Gazetesi’ne verdiği demeçte bunu itiraf etti ve İsrail ile bilgi alışverişi olduğunu söyledi. Düşünün bir kere, bir varsayıma göre suçlu olması gereken İsrail uluslar arası soruşturmaya farazi bilgiler veriyor. Liberman da 2010 Kasım ayında İtalya Dışişleri Bakanı ile yaptıkları ortak basın açıklamasında, “İsrail’in Hariri davasıyla ilgili olarak uluslar arası toplumla dayanışması gerçekten açık bir dayanışmaydı ve çok samimi ve şeffaf bir şekilde yapıldı.” İfadesini kullandı. İsrail’e soru sorulacağına ve soruşturmaya alınacağına onunla dayanışmaya gidildi.
Üçüncü olarak soruşturma bağlamında bir sorum var. İnsanlar bileceklerdir; mahkeme oluştuğunda ve Bellemare basşsavcı olduğunda yeni bir başlık oluştu. Beyrut Bellemare’ın başkanlık ettiği mahkemenin merkeziydi. Yani müfettişler burada, bilgisayarları, dosyaları burada, herşey burada ve onların dışarıda bir merkezleri var. Soruşturma komisyonu kaldırılıp Uluslar arası Mahkemenin yapısının bir parçası haline geldi. Görevliler, müfettişler, teçhizatlar ve dosyalardan pekçoğunu naklettiler, bunlar Lübnan’dan çıktı ve sadece bir şube Lübnan’da kaldı.
Görevliler Beyrut havaalanından çıktılar, bazı teçhizatlar da Beyrut havaalanı ya da limanından çıktı. Genellikle Lübnan’daki uluslar arası kuruluşlar çalışanları getirmek ya da teçhizatları getirmek istediğinde Beyrut havaalanını, limanını ya da fabrika yolunu kullanırlar. Komiteye ait 97 bilgisayar hariç herkes gitti. Uluslar arası komitenin 97 ya da buna yakın sayıda bilgisayarı vardı. Garip olan bu bilgisayarların Naqoura yoluyla Filistin’e oradanda İsrail’e nakledilmesiydi. Elimizde İsrail’e ait bir belge var ve biz bunları ortaya koyacağız. Bu belgeler sınır ve İsrail gümrüklerinden geçen taşınabilir eşyanın listesini doğruluyor.
Şimdi Bellemare’a soruyoruz: Neden içerisinde bilgiler, veriler, analizler, isimler, itiraflar, sesli ve sessiz kayıtların olduğu 97 bilgisayarı İsrail yoluyla nakletmek istedin? Bunları neden Beyrut limanından çıkarmadın? Neden İsrail? İsrail’de bu bilgisayarlar kime gitti? Onlarla ne yaptılar? Hepimiz İsrail’in teknoloji ve özellikle elektronik alanda gelişmiş ülkelerden olduğunu biliyoruz. Sayın Bellemare bu soruya cevap verebilir mi? Uluslar arası komitenin bilgisayarları neden direkt Beyrut’tan Lahey’e değil de İsrail’e gönderiliyor.
(Bant)
Soruşturma komitesinin bilgisayarları Filistin üzerinden taşındı. 2009 yılında uluslar arası soruşturma komitesine bağlı 97 bilgisayar diğer araçlarla birlikte Filistin üzerinden nakledildi. Bu iş soruşturma komisyonunun Lübnan’daki özel mahkemeye intikal operasyonunun tamamlanması çerçevesinde gerçekleşti. Ne varki Lübnan’daki bütün uluslar arası kurumların teçhizatları ve hatta aletleri Beyrut havaalanı ve limanından nakledilmektedir. Bu teçhizatlar herkesin bildiği sebeplerden ötürü nakledildi.
Burada size İsrail’deki vergi şubesinden yayınlanmış bir belgeyi sunacağız. Bu belge 29148 nolu konteynerin uluslar arası soruşturma komitesine ait olduğunu ortaya çıkarıyor. Daha sonra bu konteynerin içinde neler olduğunu sunacağız. Bu belge İsrail vergi şubesi tarafından yayınlanmıştır, şube müdürünün imzası ve tarih görünmektedir, aynı şekilde konteynerin numarası da bellidir. Konteynerin içinde ne olduğu ve 97 bilgisayar ayrıntılarıyla gösteriliyor. (Bant bitiyor.)
Dördüncü olarak soruşturma başlığını tamamlayacak olursak. Eğer gerçekten ortada adil, insaflı ve temiz bir soruşturma varsa subaylara, uzmanlara ve tarafsız danışmanlara dayanması gerekir. En azından tarafsız olan, önyargılı olmayan ve suçlu olduğu farz edilen yahut soruşturmaya alınmak istenen makama karşı olumsuz bir arka planı olmayan kişiler olmalıdır. Ama özellikle son senelerde, soruşturma müfettişleri, uzmanlar ve danışmanlar direniş hareketleri ile İslami hareketlere karşı olumsuz düşünceler besleyen kişileri temel alıyorlardı. Hatta Bellemare’ın yanındaki en önemli uzman ve müsteşarlardan biri –biraz sonra seyredeceksiniz- CIA’daki üst düzey subaylardan biriydi ve 15 seneden beridir Lübnan’da çalışmaktaydı. Hizbullah’ın ve Şehit İmad Muğniye’nin aleyhine çalışmıştı. Aynı zamanda CIA’da, 1985 yılında meydana gelen ve Muhammed Hüseyin Fadlallah’ın şehit düşmesine 100’e yakın kadın, çocuk ve sivilin ölümüne neden olan Bir el-Abde katliamının sorumlularındandır.
Bu başlığın özeti; Bellemare’ın yanında bulunan müfettiş, uzman ve danışmanların önyargılı ve olumsuz tavırları olan tarafsız olmayan insanlar oldukları, gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koyma derdinde olmadıklarıdır.
Bu müfettişlere kısa bir şekilde bakabilir ve seyircilerin dikkatini CIA’ya bağlı Amerikalı subayla alakalı son görüntüye çekebiliriz. Arap kanallarının bazısından alınmış olan kısım biraz uzun, dikkatle seyretmenizi temenni ediyorum.
(Bant)
İsim: Necib Keldas. Uyruk: Mısır asıllı bir Avustralya vatandaşı. Çalışma alanı: 3.2009 ile 30.2010 tarihleri arasındaki soruşturmalardan sorumlu kişi. Görevi: Soruşturmaların takibi ve yönlendirilmesi. Önceki işi: Avustralya polisinde subay. Amerikan bağlantısı: Amerikan CIA ajansıyla bağlantısı var. 2004 yılında Irak’ta Amerikan işgali altında Irak İstihbarat teşkilatını kurmak için çalıştı.
İsim: Michael Taylor. Uyruk: İngiliz. İş: 3.2010 tarihinden bu yana Uluslar arası Mahkemenin soruşturmalarından sorumlu kişi. Görevi: Teknik soruşturma ve mevcut soruşturmanın yürütülmesinden sorumlu grup içindeki önceki konumu aracılığıyla soruşturma stratejileri geliştirmek. İngiltere New Scotland polisine bağlı terörle mücadele ekibindeki eski istihbarat şefi. “İslami terörle” mücadele uzmanı.
İsim: Daryl Mendez. Uyruk: Amerikalı. İşi: Başsavcılıktaki kovuşturma sorumlusu. Görevi: FBI ve CIA’nın da içinde bulunduğu Amerikan güvenlik kurumlarıyla yakın ilişkiler üzerinde soruşturma sonuçlarını kovuşturma için kanuni bir maddeye dönüştürmek. Halen onlarla koordine halindedir. Baş avukat sıfatıyla ABD deniz kuvvetlerinde subaylık yapmıştır.
İsim: Dred Bashrawi. Uyruk: Lübnan ve Fransa vatandaşı. İşi: Başsavcının hukuk danışmanı. Görevi: Büyük küçük her türlü davada başsavcıya hukuki tavsiyelerde bulunmak. Hariri suikastıyla ilgili olarak Suriye’yi ve Suriye-Lübnan güvenlik teşkilatını delil olmaksızın suçlayan kişi. Direniş hareketlerine özellikle de Hizbullah’a karşı olumsuz bir tavır içerisinde. Aralarında yalancı şahitler konusununda olduğu, başsavcılıktan çıkan huuki kararların çoğunda olumsuz bir rol oynuyor.
İsim: Robert Baer. Uyruk: Amerikalı. İşi: Başsavcılık müsteşarı. Görevi: İslami hareketler ve Hizbullah alanında uzman. CIA’da eski bir subay. Halen bu kurumla olan irtibatı sürüyor. Lübnan’da uzun yıllar şehit İmad Muğniye’nin takibinde çalıştı. Lübnan’da Hizbullah’a karşı çok sayıda operasyonel çalışmaya katıldı.
Lübnan CIA istasyonu şefi William Buckley’in 1984 yılında kaçırılmasından kısa bir zaman sonra CIA’deki subay Robert Baer Lübnan’a geldi. Ona verilen görev ise Buckley’i kaçıranların kimliklerini belirleme idi. CIA 1985 yılında William Casey başkanlığında intikam almaya karar verdi. Bu da Muhammed Hüseyin Fadlallah’tan kurtularak yapılacaktı. 8 Mart 85 tarihinde Fadlallah’ın evinin yakınında bomba yüklü bir aracın patlaması sonucu 85 kişi şehit oldu ve 200’den fazla kişi de yaralandı ama Fadlallah bu patlamadan kurtuldu.
Robert Baer’in Lübnan’daki istihbarat çalışmaları devam etti, Lübnan’ın pekçok bölgesinde Hizbullah’la alakalı çok sayıda hedef üzerinde çalıştı. Bu hedefler arasında şehit İmad Muğniye’nin takibi vardı. Ama bunda başarılı olamadı.
(Abu Dabi televizyonunun raporu)
Abu Dabi 1 kanalının spikeri Robert Bear’la konuşuyor: Sevgili seyirciler bu geceki programımıza hoşgeldiniz. Bu programda eski istihbaratçı Robert Bear’ı konuk edeceğiz.
-Spiker: Ben size bu bağlamda Lübnan’da geçirdiğiniz dönem hakkında soru yöneltmek istiyorum. Siz iki sene öce Şam’da öldürülen İmad Muğniye’yi takiple görevliydiniz.
Bear: O bir teröristti.
Spiker: 15 sene boyunca onu takiple görevlendirildiniz. Ama siz ona yaklaştıkça bu adam hakkındaki bilmecelerin daha da arttığını söylüyorsunuz.
Bear: Farklı bir kişilikti. Güçlü bir adamdı, bir yere girer ve başka bir yerden çıkardı, çok dikkatli ve uyanıktı, telefon bile kullanmazdı. Beyrut’ta iken onu kaçırmak için çok çaba sarf ettim.
Spiker: Neden başaramadınız?
Bear: Ona yaklaşamadık. Sürekli hareket halindeydi. Etrafında korumaları vardı.
Spiker: Bunu Muğniye’ye ulaşmada Amerikan istihbaratının yaşadığı bir başarısızlık olarak adlandırabilir miyiz?
Bear: Evet, evet, çok feci bir başarısızlıktı.
Rapor devam ediyor: 1997’de Robert Bear CIA’dan istifa etti ama ajansla güçlü ilişkilerini muhafaza etti. Onun istihbarat deneyimlerinden danışmanlık faaliyetlerinde istifade edildi. 2010 yılında Robert Bear yeniden ortaya çıktı ama bu sefer Lübnan’daki Uluslar arası Mahkeme’nin Başsavcısının bürosunda uzman ve danışman olarak. Hedef alınan ise yine Hizbullah’tı. (Rapor bitiyor.)
O halde bu nokta ne anlatıyor bize? Gerçeğin ortaya çıkarılması görevinin yüklendiği bu kişilerin, bu tarz kişiler olduğunu anlatıyor. Bazıları düşman, bazılar olumsuz tavırları olan insanlar, bazıları katil, işbirlikçi ve casus, çoğunluğu ya da hepsi ABD istihbarat teşkilatıyla bağlantılı. Bellemare etarfındaki bu takım mı gerçeğe ulaşacak? Bu takım, onlara geçen sene sunduğumuzdan daha fazla delil sunmuş olsak bile İsrail’in Refik Hariri’yi öldürdüğü varsayımı üzerinde çalışabilir mi?
Beşinci olarak: Burada soruşturmanın profesyonel olmadığını, müfettişlerin düşmanlıklarını ve güvenlik arka planlarını ilave ediyoruz. Soruşturma müfettişlerinin yolsuzluğunu ekliyoruz. Müfettişler ya da soruşturma komitesi, tarafsız insanlardan oluşuyor ama yolsuzluk yapıyorlarsa gerçeğe ulaşmak mümkün değildir. Adaletin gerçekleşmesi de mümkün değildir.
Biz soruşturma komitesiyle karşı karşıyayız ve bu gece ondan bir örnek sunacağız. Bu kişi daha önce bahsettiğim Gerhard Lehmann’dır. Lehmann, Mehlis’in yardımcısıydı yani mahkeme kurulmadan önce Uluslar arası Soruturma Komitesi başkan yardımcısıydı. Tabi Mehlis’i herkes tanıyor bahsetmeye gerek yok. Ve ben Mehlis ile Lehmann’ın Lübnan’da yaşadıkları dönemin her açıdan özellikle de yolsuzluk açısından altın bir dönem olduğunu düşünüyorum.
O halde Uluslar arası Soruturma Komitesi başkan yardımcısı belgeleri, itirafları ve tanıklıkları satıyor, bütün bir dosyayı para karşılığında satıyor. Biraz sonra görüntülü olarak seyredeceksiniz. O halde Lehmann emanete ihanet ediyor. Yani tanıklık edenlerin –ki bunların bazısı üst düzey siyasetçilerden oluşuyor- tanıklıklarına ihanet ediyor. Sayın Bellemare ve Uluslar arası Mahkeme bir soruşturma yapmak istiyorsa bizim buna itirazımız olmaz. Bandı biraz sonra sunacağız. Ama bizim Sayın Lehmann’ın sattığı belgelerin bir kopyasını sumamıza engel teşkil eden bir şey yok. Şu halde o, belgeleri satıyor ve emanete ihanet ediyor. Bu adama para veriyorum, peki verilerle belgeleri ne yapıyor? Onları nereye götürüyor ve nasıl çarpıtıyor? Eğer o –biraz sonra göreceğiniz gibi az bir paraya- onbinlerce dolara bu dosyayı satıyorsa, bu kişiye 1 milyon, 2 milyon ya da milyonlarca dolar verildiğinde ya da direnişin, Suriye’deki subayların adını karalamak için 500 milyon dolar ödeyen kişiler olduğunda onlar bu dosyayı ne yapıyorlar? Beşinci başlığımız maddi ve ahlaki yolsuzluktur. Ahlaki yolsuzluk konusunda herşey söylenebilir ama ben bir din adamı olduğum için bu dosyayı Lehmann ve Mehlis’e açamam. Lübnan’da ne yaptılar? Ama biraz sonra göreceğimiz mali konu yeterli olacaktır. Seyredeceğimiz görüntülere dikkat edin. Herkes orta kısma yani para veren ele yani Lehmann’ın eline dikkat etsin. O, parayı masadan değil elden ele alıyor.
(Bant)
İsim: Gerhard Lehmann. Uyruk: Alman. Önceki işi: Alman istihbaratı. Uluslar arası soruşturmayla olan irtibatı: Uluslar arası soruşturma komitesi başkan yardımcısı, çalışma dönemi boyunca İsrail’e karşı olan örgüt ve partiler üzerinde Alman istihbaratında çalıştı. Uluslar arası soruşturma esnasında pekçok anlaşma yaptı ki bunlardan biri General Cemil Seyyid ile yapılan meşhur anlaşmadır. İkinci olarak: Uluslar arası soruşturmayla alakalı bilgi ve belgeler karşılığında rüşvet aldı. Şimdi Lehmann’ı Ocak 2006’da soruşturmayla alakalı belgeri sunarken ve buna karşılık rüşvet alırken görüyoruz. (rapor bitiyor.)
Gördüğünüz gibi Lehmann’ın keyfi yerinde, aldığı paralar onu memnun etmiş. Tabi bir süre sonra Lehmann bazı makamları aradı ve paraya ihtiyacı olduğunu söyledi. Para karşılığında onlara belge ve bilgi sunma teklifinde bulundu. Biz bunu daha önce açıklamıştık. Bu yolsuzluk meselesini soruşturmak ve Mehlis ile Lehmann’ın dosya, belge ve verilerin soruşturulmasına yaptıkları etkiyi araştırmak üzere harekete geçen kimse oldu mu? Altıncısı: Komitenin yalancı şahitlerle düştüğü durum. Bu bile tek başına bir dosya. Yeni Tv’de birlikte seyrettiklerimizi yeniden seyretmeniz yeterli olacaktır. Soruşturma komitesi yalancı şahitlerin ve bu soruşturmayı belli bir yöne çekmek için yalancı şahitlerle komplo kuranların yanında nasıl oturuyor. Sayın Bellemare hakkında da delillerimiz ve bilgilerimiz var ama bunu daha sonraya bırakacağız, herşeyi bu gece söylemeyeceğiz. Sayın Bellemare bizzat pekçok görevliyle birlikte İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan Züheyr Sadık üzerinde bu arama emrinin kaldırılması görevinde çalıştı. Yani uluslar arası soruşturma grubu Züheyr Sadık olayına karıştı. Bu nedenle onlar onu korumak istiyorlar. Şimdi mahkemeden bahsedecek ve sonra bu konuya işaret edeceğim.
Yedinci olarak soruşturmanın gizliliği. Herhangi bir soruşturmanın en önemli şartlarından biri gizli oluşudur. Bütün Lübnanlılar, Arap ve islam dünyasındaki herkes ve bütün dünya insanları bu soruşturmanın gizliliği olmadığını biliyor. Herşey gazetelerde, dergilerde ve televizyonlarda senelerdir mevcut. İddianamenin dürüstlüğü nerede? Hatta soruşturma komitesi,kardeşlerimizden bazılarının soruşturmaya gitmesini istediğinde biz bunu kabul ettik ama bu tamamen şekli bir soruşturmaydı. Çünkü onlara göre iş sonlanmıştı. Onların varmaya çalıştığı şey ne? Onlara soruşturmaya güven kazandırması için bilgi sızıntısını önleyin dedik ama önlenmedi. Tabi bu sızıntının hedefleri var:
Öncelikle yolsuzluk, Sayın Lehmann’ın yaptığı gibi. Eğer paran varsa uluslar arası mahkeme ve soruşturma komitesinden istediğin bilgiyi ele geçirebilirsin.
İkinci olarak: Güvenlik ihlali. Hepsi ihlal ediyor. Bunun Kanada, Avustralya, Fransa ve İtalya istihbarat teşkilatıyla ilişkisi var. Bunların Uluslar arası Mahkeme ve soruşturma komisyonu içinde nüfuzları var. Onlara neler olup bittiği hakkında ayrıntılı bilgiler verdiler yoksa salonlarda bu tarz sözler konuşulamazdı.
Üçüncü olarak: Uluslar arası Mahkeme ve soruşturma komisyonu tarafından kasıtlı olarak bilgi sızdırılıyor. Çünkü direnişin adı karalanmaya çalışılıyor. Bu nedenle yıllar sonra iddianamenin çıkarılması yetmiyor. 2006’dan başlayıp bu suçlamayla birlikte direnişin yanlış anlaşılmasına, ona karşı düşmanlık beslenmesine ve adının karalanmasına çalışmak gerekiyor. Yapılan sızdırmaların bir kısmı kasıtlı yapılıyor, böylelikle istenilen hedef ya da hedefler gerçekleştirilmiş oluyor. O halde soruşturmanın gizliliği nerede kalıyor?
En çirkin sızdırma faaliyeti birkaç gün önce oldu. Hepimiz nereden öğrendik? Basından! O halde Uluslar arası mahkeme temsilcisiyle Başsavcı Bellemare’ın temsilcisi Lübnan başsavcısıyla bir araya geliyor. Oturuyorlar. Bilmiyoruz onlar mı açıklıyor yoksa başkaları mı? Daha sonra televizyonda sızdırma yapanların isimleri açıklanmaya başlıyor. Sonra akıllı Bellemare çıkıp hayır diyor isimler gizli. Peki, biz nereden biliyoruz? Soruşturma yap ve isimlerin nasıl sızdırıldığını öğren. Ama onlar o vakit hala onun yanındaydılar. Peki, televizyonlar bu isimleri nereden öğrendi? Burada bir basın atağı gerçekleşti ve isimler açıklandı. Lübnan’da cinayet ya da başka sebeplerden ötürü haklarında tutuklama emri çıkarılan çok sayıda kişi var. Hatta casuslar konusunda bile B.C. ya da M. P. diyorlar. İsimler neden açık ve net ve neden böyle bir basın kampanyası gerçekleşiyor bu isimler üzerinde? Çünkü bütün bunlar bahsettiğimiz hedefler bağlamında oluyor. Soruşturmanın gizliliği nerede kalıyor? İsimlerin gizliliği nerede? Bütün bunlar bu soruşturmayı ve onun sonuçlarını yaralar mahiyettedir.
Bu isimlerin onun bürosundan ya da Lübnan başsavcısının yanından nasıl alındığı yönünde bir soruşturma açıldı mı? Tabi burada söylemeyi unuttuğum bir şey var. Sızdırılan ve iddianameyle alakalı isimler Der Spiegel ve Kanada televizyonunda olanlarla tamamen aynı. Tabi Der Spiegel ve Kanada televizyonunda yayınlanıp da iddianamede olmayan isimler de var. Çünkü Sayın Bellemare yeni kararlar alınacağını söylüyor. Tabi Lübnan’daki bazı akıllılar iddianamedeki bütün isimler sızdırılmadı dedi. Bu da sızdırma olmadığı anlamına geliyor. Bellemare onları yalancı çıkardı ve ertesi gün “Hayır, yeni kararlar var. Bekleyin.” dedi.
İddianamenin siyasi olarak kullanılması: Der Spiegel bu isimleri ve soruşturmayı ne zaman yayınladı? Hepiniz hatırlıyorsunuz. 2009 seçimlerinde. Lübnan’da parlamento seçimleri vardı, bu seçimler için bir milyar 200 milyon dolardan fazla para harcayanlar oldu. 3 milyar dolardan bahsediliyor. Seçim savaşının bir parçası Der Spiegel de yayınlandı. 2-3 hafta sonra falanca adına iddianame çıkacak. Peki, Lübnan hükümeti düştüğünde yeni hükümet başkanının görevlendirilmesi için istişarede bulunmaya gittik. İddianame yeniden harekete geçti, Bellemare ile Francine Lübnan’daki herkese ve parlamentoya baskı yapmaya başladı.
Üçüncü olarak: 13 Mart kutlamalarının hemen öncesinde iddianame harekete geçti ve belirli kişilerle makamlar suçlandılar. Bunların sonuncusu 2 gün önce oldu. Bir gece yarısı bakanlık açıklamasının bittiğini öğrendiler. Ben bu kararın bakanlığın açıklamasını işlevsiz kılmak için çıktığını söylüyorum. Ben bu kararın güven sarsmak için çıktığını söylüyorum. Yoksa bunca vakit neden beklesinler?
Çünkü onlar yeni çoğunluğun güçsüzlüğü ya da yeni çoğunluğun hükümet kurmadaki başarısızlığı üzerine bahse girdiler. Ama onlarda diğer insanlar gibi hükümet kurulunca şaşırdılar. Ve bakanlık açıklaması üzerinde tartışma olduğu ama sorunun çözüldüğü ortaya çıktı. Güvenoyu almadan sorunu çözelim istedik çünkü istenen şey ne pahasına olursa olsun Mikati hükümetini düşürmekti. Şimdi onlar hükümet kurulmadan önce Mikati hükümetini düşürmeye çalıştıklarını açıkladılar. Ve dediler ki biz hükümeti düşürmek istiyoruz. İddianame, diğer grubun vekillerine ya da diğer grubun siyasi güçlerine hükümeti düşürmek adına silah vemek içindi. Bu iddianame adalet ya da hakikatin değil otoritenin yoludur. Bütün bunlar niçin yapıldı? İddianame bir grup lehinde diğer grubun aleyhine siyasi olarak kullanıldı. Soruşturma ve iddianameyle alakalı başlık budur.
İkinci başlık mahkeme başlığı ve uzun değil.
Bazı insanlar bu gençler mahkemeye teslim olsun diyor. Savunma bürosu, mahkeme ve onları savunacak, masum olduklarını ispatlayacak hâkimler var, o halde sorun ne diyorlar?
Öncelikle bu mahkemenin yasallığı, hukukiliği ve legalliği konusunda tartışmayacağız. Önceki basın toplantıları ve araştırmalar bu konuyu ele almıştı. Bu mahkeme kimin kararıyla ve nasıl kuruldu ve neyi hedeflemektedir?
İkincisi, mahkemenin temel alıp çalıştığı kanunlar özellikle de yapılan değişiklikler, icra kurallarıyla ilgili şüphe oluşturan çok sayıda yorum bulunuyor. Aslında suçlamak istedikleri kişi aleyhinde hüküm vermeyi kolaylaştıran kanunlar mevcut. Bu konuda da uzun konuşmayacağım çünkü buna da daha önce değinmiştik.
Üçüncüsü, ne bu başsavcının ne de mahkemenin insaflı olmayışıdır. Bunun delili ise 4 subayın başına gelenlerdir. Bu mahkeme ya da başsavcı onlara adil davrandı mı? General Cemil Seyyid hapisten çıktığından beri kanuni olarak bu meseleyi takip ediyor, hukuk bürolarına gidip geliyor ve dava açıyor. Ama haksız yere suçlanıp 4 sene hapis yatan masum bir insanın en basit hakları bile alınamıyor. Bu mahkemenin İsrail’le savaşmış direnişçilere adil davranacağını zannediyor musunuz?
Dördüncüsü, biz kime başvuruyoruz. Mahkeme başkanı Sayın Cassase. Kim bu şahıs? Tabiki mahkeme başkanı dediğimiz vakit bu, mahkemenin işlerinden, adaletin düzenli bir şekilde işlemesinden bahsediyoruz anlamına gelir. Hüküm verecek mahkemeye başkanlık edecek ve bütün işleri idare edecek kişi odur. Peki, Cassase kimdir? Bununla ilgili iki bant seyredeceğiz. Birincisini özetleyeyim. Sayın Casssese, Herzliya Konferansı’nda yakın arkadaşlarından birinin ifadesine göre, İsrail’in çok yakın dostudur. Arkadaşı bu konferansta Cassase’den bahsediyor. Cassase de bu toplantıya davet edilmiş ama gelmemiş. Arkadaşı konferansta kendi konuşmasını bitirdikten sonra Cassase adına özür diliyor. Şimdi Antonio Cassase’nin arkadaşının neler söylediğine bakalım:
(Bant)
İsim: Antonio Cassase
Uyruk: İtalyan
Önceki iş: Eski Yugoslavya Mahkemesi Başkanı
Şuanki işi: Lübnan Özel Mahkemesi Başkanı.
Antonio Cassase kimdir?
Herzliya Konferansı 3.2.2010
Aktivite: Etkili Siyonist liderleri ve diğer uluslar arası liderleri bir araya getiren en büyük zirvelerden biri. Bu zirveye İsrailli bakanlar, Knesset üyeleri ve dışarıdaki İsrailli örgütlerin temsilcileri katıldı.
Konferans veren: Prof. George Velcker, Amerika’daki ceza hukukunun önde gelen isimlerinden. Çok sayıda kitabı ve basılmış eseri mevcut. Çok sayıda uluslar arası üniversitede bulundu ve 1972, 1973, 1993 yıllarında ziyaretçi profesör olarak Kudüs’teki İbrani üniversitesinde çalıştı. 2010 yılında Amerika’daki Colombiya üniversitenin izniyle Kudüs’teki Şalom Hartman enstitüsünde bulundu. Onun siyonistlere ait ulusal politika geliştirmede büyük rolü vardır. Şimdi size bir sahneyi göstereceğiz Prof’e ait olan. Prof burada konuşmasını bitirip kürsüden indikten sonra sadece Antonio Cassase’i tanıtmak için yeniden kürsüye dönmek istiyor. “Başka bir konu daha var. Bizim alanımızdaki kahramanlardan biri bugün aramızda olmayacak. Adı Antonio Cassase’dır. Milano üniversitesinde uluslar arası hukuk profesörüdür ve aynı zamanda Yugoslavya Mahkemesinin başkanıdır. Uluslar arası ceza kanunu konusunda çok sayıda kitabı vardır. İsrail’in en büyük dostlarındandır, burada bulunan insanların dostudur.” (Görüntülü bant burada bitiyor.) Bizden İsrail’in dostu olanın yargısına başvurmamız isteniyor. Bu mahkeme başkanından gerçeği ortaya çıkarması ve bütün varsayımlar üzerine çalışması ya da başsavcının bütün varsayımlar üzerine çalışması ve adaleti gerçekleştirmesi isteniyor. Burada onun İsrail’in çok iyi dostu olduğunu, bunun da ötesinde direnişi ve onu faaliyetlerini terörizm olarak gördüğünü eklememiz gerekir. Bir düşünün, bizi yargılaması için başvurduğumuz kişi direnişçileri terörist olarak görüyor biz de ondan adaleti sağlamasını bekliyoruz. Ben bazı avukat ve yargıçların meşru terörizm adıyla bir şeyden bahsettiklerini duyuyorum. Bir kişi yargıça sevk edildiyse ve yargıçla arasında kişisel bir sorun varsa onun çekilmesini isteyebilir. Şimdi bu mahkeme gerçeği ortaya çıkarmak ve adaleti yerine getirmek için kuruldu. Ama başkanı İsrail’in en yakın dostu ve direnişi terörizm olarak görüyor.
Açıklama metnini Cassase imzalıyor ve kendi eliyle mühürlüyor. Bu metni İsraillilere cevap olarak gönderiyor. Tabi, onlara Gazze olayları esnasında ya da sonrasında meydana gelen olaylarla ilgili bazı nasihatlerde bulunuyor. Şimdi açıklamanın bir kısmını seyredelim.
(Bant)
Cassase’in mektubu: 21 Nisan 2006 tarihinde Antonio Cassase kendi imzasının olduğu bir açıklama yayınladı ve burada İsrail İstihbarat Servisi Direktörü ve eski Güvenlik Bakanı Abraham Dichter aleyhinde Amerikan mahkemesindeki daveti takiben İsrail’e seslendi ve savaş hukukunun çeşitli yönlerini, insan haklarına uygun şekilde sivillere ve silahlılara nasıl davranılacağını açıkladı. Yapılan bazı aşırılıkları eleştirmiş olsa da bu eleştiriler, sadece nasihat babında yapıldı. Örneğin şöyle diyor: Bu açıklamayı yazdım çünkü İsrail gibi demokratik bir ülkenin, hukukun eğemenliği ve insan haklarına saygı ilkeleri üzerine kurulduğuna çok büyük inancım var. İkinci olarak, İsrail’i –bölgedeki tek demokratik devlet- diğer diktatör ve insan haklarını çiğneyen devletlerden ayıran özellik insan hakları ve adalete göstermiş olduğu yoğun ilgidir. Cassase açıklamasının başka bir yerinde İsrail’in Gazze’yi işgalinden bahsediyor, işgal kelimesini kullanarak İsrail’in bu toprakları işgal ettiğini kabul ediyor ancak bu işgalin Filistinlileri terörist faaliyetlere yönelttiğini düşünüyor yani Filistinlilerin işgale verdiği tepkiyi direniş olarak değil terörizm olarak görüyor. (Bant bitiyor)
Düşünün bir kere Cassase’e göre, İsrail bölgede hukukun hâkim olduğu, hukukun egemen olduğu ve insan haklarının gözetildiği tek devlet, Filistinlilerin 60 yıldır başlarına gelenler, Gazze’deki son savaş ve aralarında kadın, çocuk, yaşlı ve hastaların da olduğu 11 bine yakın esir ve tutuklu. Bütün bunlar insan hakkı mı? İsrail’in Lübnan’da ve başka yerlerde işlediği katliamlar saldırılar, bombardımanlar ve yıkımların hepsi Cassase’e göre sorun oluşturacak bir durum değil. Çünkü İsrail’de egemen olan insan hakları ve İsrail aslında terörzime savaş açmış durumda. Hatta Cassase topraklarının işgal edildiğini kabul ettiği Gazzelilerin direnişlerini bile teörizm olarak görüyor. İşte mahkeme ve mahkemenin başkanı bundan ibaret. Tarihi, kanunu, geçmişi ve başkanı bundan ibaret olan bir mahkemenin (diğer hâkimlerden bahsetmek istemiyorum) gerçeği bulması ve adaleti sağlaması mümkün mü?
Son başlığa geçiyorum: Mevcut durum.
Ortada iddianame diye bir şey var direnişçilerin aleyhinde çıkmış. Ve söylediğim gibi bunların bazılarının işgalle mücadelede uzun ve köklü bir geçmişleri var. Şimdi benim bu konuyla ilgili olarak insanlara, 14 Mart grubuna ve direnişçilere söyleyeceklerim olacak ondan sonra konumumuzu özetleyeceğim.
İnsanlara diyorum ki, bugün bütün duyduklarınız, İsraillinin size söyledikleri özellikle de son 2 gündür Lübnan’ın bir fırtınanın eşiğinde olduğu, patlayacak bir volkanın üzerinde oturduğu ve Lübnan’da sivil savaş çıkacağı yönünde söyledikleri… Bütün bunlar onların umutları ve temennileridir. Çünkü onlar bunun planını yaptılar. Ama Lübnanlılar bilinçli olduğu için özellikle de şiilerle sünniler arasında fitne çıkmayacak. Ben bunu 1-2 sene önce söyledim. Dedim ki bu mahkemeyle bu soruşturmanın hedefi şiilerle sünniler arasında fitne çıkarmaktır ama fitne çıkmayacak.
Şimdi iddianamenin çıkmasından sonra size Lübnanlıların arasında fitne çıkmayacağını, şiilerle sünniler arasında fitne olmayacağını ve Lübnan’da sivil savaş çıkmayacağını söylüyorum. Bu nedenle bütün insanlar, halkımız, bütün bölgeler ve makamlar rahat olsunlar. Ve ben herhangi bir fitneyi engelleyecek en önemli unsurlar arasında sorumluluk sahibi, güvenilir, intikam alma ve tuzak kurma ruhuyla değil bu büyüklükte bir olayda ulusal bir ruhla çalışabilecek bir hükümetin olması olduğunu düşünüyorum. Hükümet hiçbir zaman Lübnan’daki direniş üzerinde 6 yıldır süren savaşın bir parçası olmayacaktır.
Bu nedenle insanlara içiniz rahat olsun, görüyorsunuz ki bir şey olmadı ve inşallah da olmayacak –birisinin bu çizgiye girip komplo kurmayı istemesi dışında- diyoruz. Ama Lübnan’daki durumun korunmasını isteyenler bu meseleyle farklı yollarla ilişkiye geçilmesi konusunda titiz davranıyorlar. Arka planımız ve tavırlarımız farklı olsa da siyasi, hukuki ve kanuni yollarla ilişkiye geçilmesi için özen gösteriyorlar. Ama asıl önemli olan ülkeyi korumamız, Hariri suikastının hedeflerinden birisinin gerçekleşmesine, bu suikastla ilgili sahte soruşturma hedeflerinin, iddianame hedeflerinin, şekli olan ve hükmü de önceden hazır olan mahkemenin hedeflerinin gerçekleşmesine izin vermememizdir. Bu nedenle insanlara durumlar normal seyrinde, endişelenecek bir şey yok diyorum.
İkinci olarak, 14 Mart grubuna diyorum ki, siz kendinizi Mikati hükümetinin muhalefeti olarak görüyorsunuz. Bu tabi hakkınız, muhalefet edebilirsiniz. Ben sizin parlamentoda bu hükümetle mücadele ederken iddianameden istifade edeceğinizi de biliyoruz. Bu da sizin doğal hakkınız. Her halukarda uluslar arası oyun hep sizin çıkarınıza oldu ve size yardım etti. Direnişin hareketleri burada her zaman uluslar arası olarak destek gören bir yapıya karşı mücadelede halk iradesinden kaynaklanmıştır. Uluslar arası oyun bazı durumlarda, şartlarda ve anlarda size yardım ediyor. Sürün sefanızı.
Ama benim iki nasihatim ya da fikrim var. (Bazıları nasihat kabul etmiyor ve kendilerini nasihat almayacak kadar üstün görüyorlar.) Birinci nasihat: Bu dosyada hükümet Başkanı Necip Mikati’ye haddinden fazla şey yüklemeyin. Yani şimdi insanlar çıkıp hükümet gitmeli, tutuklamalı, saldırmalı şeklinde sözler söylüyor. Ben size bir soru soruyorum. Bu gün Mikati başkanlığında bir hükümet olmasaydı, Saad Hariri ya da Fuad Senyora’nın başkan olduğu bir hükümet olsaydı, ulusal uzlaşı hükümeti olmasaydı –en kötü ihtimalden bahsedelim- yani sizden bir hükümet, tek renkli, içişleri bakanı, adalet bakanı, savunma bakanı farzı mahal 14 Mart güçlerinin en radikallerinden olsaydı, hükümet bu kişileri tutuklayabilir miydi? Sayın Bellemare tarafından tebliğ edilen tutuklama kararlarını uygulayabilecek miydi? O bunları yapamayacaktı. Bu nedenle Mikati hükümetine ve ülkeye kaldıramayacağı yükü yüklemeyin. Hükümet sizin hükümetiniz ve sizin radikallerinizin hükümeti olsaydı bile bunu yapamazdı.
Bırakın mevzuyu kendi yolunu bulsun, tabi biz de ne hükümeti ne de başka birini zor duruma sokmamak için çalışacağız. Ne 30 gün, ne 60 gün, ne bir sene, ne iki sene, ne 30 sene ne de 300 senede bu kişileri bulup tutuklayabileceklerini sanmıyorum. Büyük küçük oyunun hepsi anlaşılmıştır. Bu nedenle 30 gün sonra Sayın Cassase veya Bellemare gelecek. Peki, buyrun gıyabi mahkemeye. İşler gıyabi mahkemeye gidecek ve hüküm de önceden çıkmış. Geriye sadece onların Lübnanlılar olarak bizimle 6 ay, bir yıl, iki yıl ya da uzun süre oynaması kalıyor. Bunun siyasetle, parayla, görevlerle ve psikolojik savaşla alakası var. Mahkeme 3 ayda bitebilir, 6 ayda bitebilir, 30 sene sonra da bitebilir. Allah bilir. Bu artık onların oynayacağı bir oyun. Ama Lübnan’la ilgili olarak Lübnan’a ve hükümetine, sizin bile yapamayacağınız şeyleri yüklemeyin.
İkinci nasihat ise nasihat kabul edenlere: Eğer istiyorsanız –benim için sorun değil, saygı ve ihtiram nedeniyle ben onu basına sunmadım. Ama bundan sonra siyasi bir savaş, kamuoyu, zulüm, gerçek ve adalet olduğunda bir şeyler sunabiliriz- 14 Mart güçlerinin sevgili liderleri Türk dışişleri bakanı ve Katar başbakanının –ikisi birlikteydi ve bana bu raporu verdiler ve bu belgenin Saad Hariri tarafından imzalandığını söylediler, biz de onun yanındaydık, 4-5 saat kaldık ve yazdık, çizdik, işte belgenin son hali bu- bana verdiği raporun bir nüshasını incelemek isterlerse Mikati’den önce Hariri’nin neyi kabul ettiğine baksınlar.
O günlerde biz Hariri’yi hükümet başkanı olarak kabul etseydik bu belge imzalanmış olacaktı. Çünkü belgenin altında başkanların imzası var. Kabul ederseniz bu üç başkan buna imza atacak. Hariri de bunlardan biri. Türk, Katarlı, Suudlu, Fransız ve Suriyeliler bize böyle söylediler. Hatta Sayın Clinton’un bu belgeyi imzalayarak tebrik edeceğini söylediler. Ama o gün ulusal hesapları kabul etmedik ve ben onlara benim derdim mahkeme değil ülkedir dedim. Benim düşünceme göre Hariri’nin başkanı olduğu hükümet ülkenin krizlerine ve sorunlarına çözüm getiremez. Bu nedenle tavır aldık ve başka bir seçenek benimsedik. Ama o gün bunu kabul etmiş olsaydık ve belge imzalansaydı, belgenin içinde mahkemeyle ilgili olan herşey resmiyet kazanacaktı. Hükümet buna oy verecek ve devletler de benimseyecekti. Bu noktada 14 Mart grubu bir seneden beri tutuklama emri ya da iddianame çıksa da biz delilleri isteyecek akla sahibiz diyorlardı. Eğer doğruysa iddianameyi kabul ederiz. Bu dili kullandılar ve bizim aklımız var dediler. Şayet deliller doğru değilse, reddedilebilirse ya da şüphe uyandırıyorsa iddianameyi onamayız. Peki, onlar delili yayınlamadılar. Delil hala başsavcının yanında. O da kilitli olduğunu söylüyor. O halde neden gerçeğin bu olduğunu düşünüyorsunuz. Bu tarihi bir gün ve bizler adalete daha yakınız, siz ise göründüğü kadarıyla hala delillere ulaşamadınız.
Ben direnişçilere ve onu sevip ona ümit bağlayanlara endişelenmeyin diyorum. Bu, İsrail’in Filistin topraklarını işgal etmesi ve Lübnan’a saldırmasından bu yana hep birlikte girdiğimiz savaşın bir parçasıdır. İsrail kurulalı beri diyoruz çünkü bazı insanlar 1948’de bir şey olmadığını düşünüyor. Onlar tarih okumuyor tarihi de bilmiyorlar. Sınır köylerinde katliamlar işlendi. Çok sayıda Lübnanlı, direniş bayrağını ellerine alıp İsrail’in kuruluşundan itibaren onunla savaştı, Lübnan’a göç eden Filistin direnişini bağrına bastı, 1982’den sonra da buna devam etti. Hatta Lübnan direnişi o andan sonra büyük tarihi bir popülarite kazandı. Bu girdiğimiz psikolojik, medyatik savaşın bir parçasıdır. Güvenilirlik, kendine güven, kardeşlere, diğerlerine, seçeneğe, yola, gidişata, hedeflere ve umutlara güven savaşıdır. Bu da evlerin bombalanmasını, kadınların ve çocukların öldürülmesini, katliamların işlenmesini, alt yapının yok edilmesini, kanlı çarpışmaların olmasını, ölüm ve yaralanmaları ve binlerce kişinin esir edilmesini tamamlayan savaşın bir parçasıdır. Tabi bu bizim için bir sürpriz değil, bizi etkilemiyor da çünkü biz 1982’den bu yana bu savaşa alıştık. Bu seçeneği benimsediğimizden bu yana Lübnan’ı kurtarma ve Filistin için direniş hareketlerini destekleme yolunun bu olduğunu biliyorduk. Siyonist-Batı karşısında bir mücadeleye girdiğin vakit bu mücadelenin sonuçlarına katlanmalısın. Liderlerin, kadroların, insanların, çocukların, halkın ölür, göç ettirilir, bombalanır, yıkılır, saldırılar düzenlenir, adın karalanır, sahte suçlamalar yapılır… Bütün bunlar savaşın tabii bir parçasıdır. Bu nedenle bu savaşa tabi bir savaş olarak bakmalıyız.
Bu nedenle ben sizlere, ne bize ne de size zarar veremeyecekler, ne bizim irademize ne de sizin iradenize zarar veremeyecekler diyorum. Bizler topraklarımızı kurtardığımız direniş yolunda, ülkemizi koruduğumuz bu yolda yani direniş yolunda devam edeceğiz. Biz bu yolla çok şey değiştirdik. Bir hafta önce, İsrail’in kurulduğu tarihten, Ben Gurion’un zamanından bu yana değişmeyen İsrail güvenlik teorisini anlattım. Bir güvenlik teorisi var. Lübnan’daki bu direniş, onunla birlikte Filistin’deki direniş, İsrail’e karşı olan ülkeler de konumlarıyla bu teoriyi değiştirdiler. Bu nedenle sorun olmayacak. Biz bu işe büyük bir netlik, cesaret, iman ve güvenle karşı koayacağız. Özetle; ben direnişçilere bu sözleri söylemek istedim ve bir şey daha eklemek istiyorum. Burada sizi provoke edecek kişiler olacak. Lübnan’da bile bazı siyasi liderler fitne çıkmasını istiyorlar. Onların projesi fitne çıkması, özellikle de şiilerle sünniler arasında. Ben şeffaf bir insanım ve bu kelimeyi söyleyip söylememekte tereddütlüyüm. En azından 14 Mart’dan bazı Hıristiyanlar bu türden niyetler içindeler. Daha önceden de bu düşü kurmuşlar ama başarısız olmuşlardı. Bu nedenle ben size her yerden kışkırtmalar olacak, hoş olmayan sözler duyacaksınız, bütün bu sözlere ve kışkırtmalara kulak asmayın diyorum. Onlar bizim fitneye düşmemizi istiyorlar. Biz de ülkemizi, halkımızı, güvenliği, istikrarı ve sivil barışı korumak adına bütün kışkırtmalara sabretmeliyiz. Bu kışkırtmalar şerefli bu liderlerin pek çoğuna yapılan zulüm şeklinde bile olsa sabredeceğiz.
Özetle, bu soruşturma ve bu mahkeme kurulduğundan bu yana tek bir hedefi gerçekleştirmek için kuruldu. Bu soruşturma kesinlikle profesyonel değildi, daha önceden hazırlanmış bir hedefi gerçekleştirmek için çalışmaktadır. Mahkeme, onun kanunları ve başkanı bu hedefi gerçekleştirmek için seçildiler. Birkaç gün önce çıkan iddianame bu alanda atılan bir adımdır. Bu mahkemeden çıkan herşey bize göre Amerikan-İsrail işbirliği sonucu çıkmıştır. Bu nedenle onu reddediyor ve çıkan bütün karar ve iddianameleri de tanımıyoruz. Bunun bize ve direnişçilere yapılmış bir saldırı olduğunu düşünüyoruz. Onların bizi zayıf düşürmesine, irademizi ve onurumuzu çiğnemelerine izin vermeyeceğiz. Aynı şekilde Lübnan’ı fitneye sürüklemelerine de izin vermeyeceğiz. Biz bu savaşa ve bu zulme bu şekilde karşılık vereceğiz.
Biz böyle davranacağız. Bu sorumlulukla. Lübnan’daki diğer güçler, hükümet ve sorumlu kişiler inandığı şekilde davranabilir. Ancak aklımıza danışır ve hikmetli davranırsak Lübnan’ı İsraillilerin senelerdir beklediği bu durumdan kurtarabiliriz. Onlar patlayacak volkanı bekliyorlar, çünkü onlar sadece başkalarının kanları ve leşleri üzerine kurulu olan ve yaşayan bir devletin mensuplarıdırlar. Onların umutları ve bahisleri boşa çıkacak. Bu direniş iddianameden önce ya da sonra mahkemeden önce ya da sonra, Bellemare, Cassase, Lehmann ve Mehlis’ten önce de güçlüydü. Meydana çıktığında yanında kimse yoktu. Bugün ise durumu çok daha iyi. Onun için korkmayın ve endişelenmeyin. Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu.
Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah'ın Uluslararası Mahkeme'ye yanıt olarak yaptığı konuşması, Gülşen Topçu tarafından israhaber için tercüme edildi.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir Dönüşümün İbretlik Hikayesi
Son gelişmeler de göstermektedir ki İstanbul İslamcılığı ve ağır abi sendromu son demlerini yaşamaktadır.
Kadrican MENDİ |
|
|
Suriye'ye Müdahale
Şimdi Türkiye'nin bir çılgınlık yapıp müdahale ettiğini varsayacak olursak maliyet ne olacak, ona bakalım.
Ali BULAÇ |
|
|
İstanbul İslamcılığı Düşerken
Gücü iktidara yaslanarak bulanlar, o gücün koltuklarla birlikte devrileceğini nasıl unutabilmektedir?.
Beytullah Emrah ÖNCE |
|
|
Romantik Beklentiler, Nostaljik Umutlar
Karşı karşıya bulunduğumuz tarihsel olaylar, hareketler, ayaklanmalarla ilgili olarak niceliksel ölçütler kullanmak gibi bir zaafımız var.
Atasoy MÜFTÜOĞLU |
|
|
NATO, Türkiye ve İslam Dünyası
İşaret ettiğim ideal politiği, reel politiğe dönüştürecek özgür nesiller gelecektir, Tih sürgünü 40 yıl sürse bile, o gün gelecektir.
Ali BULAÇ |
|
|
“Suriye'nin Dostları”: Yenildik; Ama…
Bir ay içerisinde Annan planını baltalamayı başaramazsalar, “Dostlar”ın “Suriye devrimi” tabutunun son çivisi Paris toplantısında çakılır.
Alptekin DURSUNOĞLU |
|
|
Tarihi ve Felsefi Yönleriyle Demokrasi
Demokrasi sadece araçları bulunan bir devlet yönetimi şekli olmayan, aynı zamanda bir felsefesi bulunan değerler bütünüdür.
HAMZA ER |
|
|
İhtiraslar ve Muhterisler Çağında Yaşamak
Emperyal güçler "Arap Baharı" ya da "devrimleri" olarak anılan süreçleri evcilleştiriyor ve devrimleri maaşa bağlıyor.
Atasoy MÜFTÜOĞLU |
|
|
Fe Eyne Tezhebun?
Emperyalist katillerden silah talep etmek "Türkiyeli Müslümanlar"a yakışıyor mu? Bu adım, Türkiye İslami hareketindeki yeni bir kırılmanın habercisidir.
Şükrü HÜSEYİNOĞLU |
|
|
Ha Gayret ...
Ha gayret hele bir şu Suriye’yi de özgürleştirelim, İran ve hizbullahın başını ezip bölgemizdeki şia tehlikesini de etkisizleştirelim.
Kadrican MENDİ |
|
|
Suriye'de Dolaşan Kanlı Gömlek
Evet, Suriye’de dolaşan gömlekteki kan Suriyelilerin, bunu görüyoruz.
Beytullah Emrah ÖNCE |
|
|
Ortadoğu'nun Şiddet Sabitesi?
Ortadoğu son bir yılda son zamanların en önemli siyasal ve toplumsal hareketliliğini yaşıyor.
Akif EMRE |
|
|
Gerçekleri Görme Yetisini Kaybetmek
Küreselleşme süreçleriyle birlikte, bizler de yeni bir uzama girdik.
Atasoy MÜFTÜOĞLU |
|
|
Suriyeli Devrimcilere
Batıya, ABD'ye, Araplara ve Türkiye'ye güvenmeyin! Çünkü Siz onların sizin için neler planladıklarını daha iyi bilmektesiniz.
Eymen EL ZEVAHİRİ |
|
|
Suriye Devrimi
Tarih, 16-9-1931 gösterdiğinde öncü mücahit Ömer Muhtar İtalya sömürüsüne karşı ülkesi Libya'yı müdafaa ettiği için darağacında asılmıştı.
Kemal HATİP |
|
|
Suriye Halkı, Rejim ve Arap Birliği'nin Kurbanı
Suriye iki türlü izolasyonla karşı karşıya.
Abdülbari ATWAN |
|
|
Suriyeli Devrimcilere Uyarılar
Suriye halkını savunma naraları atanlara baktığımda aslında hedef ve gayelerinin Suriye halkı ve özgürlüğü olmadığını görüyorum.
Prof. Abdussettar KASIM |
|
| diğer analizler » |
|
|
|