Ana Sayfa Türkçe English Rss

2010'da Türkiye

03.03.2011, 11:03:21

Yazdır Yazı Boyutu: [ + ] [ - ]
Dr. Muhammed Nureddin

Dr. Muhammed Nureddin

Etrafını saran bütün karmaşık koşullara rağmen Türkiye’nin rolü bölgesel çevresinde her zaman yerini koruyor.

Türkiye olaylar ve değişimlerle dolu bir seneyi kapatıyor. Gerçekte AKP yönetiminde geçen sekiz yıl, çok hassas stratejik konuma sahip ve büyük ekonomik ve insani gücü olan bir ülkede, sürekli değişim ve yeniliğe açık bir günlükten başka bir şey değildi.

Sekiz yıllık dönem 80 yıllık ömrüyle karşılaştırıldığında uzun bir dönem değildir. Bununla birlikte AKP bazen hızlanmış bazen yavaşlamış, bazen durmuş ama bir kere olsun gerilememiştir.

AKP ilk büyük Omanlı sultanlarının, devletin kuruluşundan Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar olan süreçte izledikleri “ilhak ve sindirme” politikasını izledi. Bu politika topraklaırn ilhak edilmesi, sonrasında da yeni toprakların ilhakından önce bu topraklarda otoritenin yerleştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu da Osmanlı devletinin yedi yüzyıl süregelmesinin nedenini açıklamaktadır.

AKP’nin tecrübesini takip edenler, aşamaları yakmaya ve köklü değişikliği gerçekleştirmeye partinin kendi liderlerinden daha heveslidirler. Fakat bu, bilimsel alanlarda kısmen mümkün olsa bile toplumsal durumla ilişkisi olan tarihi alan buna engel olur. Devrimler kanalıyla kan dökmek bu durumun dışındadır.

AKP devrim ve bir defada külli değişim seçeneğine yönelmedi. Ondan önce Necmeddin Erbakan bunu denemiş ama başarısız olmuştu. Ancak AKP’nin izlediği taktik demokratik ve sessiz bir devrimdi.

AKP döneminde reform hareketi dalgalanmalar yaşadı ama her duraklama ve gerileme döneminden sonra daha önceden vardığı noktadan daha üst bir noktaya varıyordu.

Şüphesiz ki, askeriyenin şuan görevde olan ve emekli olmuş generallerinin 2003’ten bu yana meşru hükümete karşı darbe indirme komplolarına karışmış olduklarının ortaya çıkarılması, cumhuriyet ve laikliğin koruyucusu olarak askeriyenin rolünün erezyona uğramasının ve kamuoyu önünde imajının ve güvenilirliğinin karalanmasının en belirleyici unsuruydu. Bu kurumun AKP hükümetine karşı askeri harekete geçmeyi mazur gösterebilmek için camileri bombalamak ya da Yunanistan’la hava çarpışması icat etmek gibi planlar yapmaktan geri durmayacağı ortaya çıktı.

AKP askeriyeye ve onun emirleriyle hareket eden kurumlara özellikle de Anayasa Mahkemesi ve yüksek yargı konseyine saldırmak için uygun bir ortam oluşturmayı ve onları sığındıkları kartlardan soymayı başardı. 12 Eylül 2010’de yapılan referandumla atılan tarihi adım, reformun kökleştirilmesi yönünde yapılan bir devrim niteliğindeki en büyük anayasal değişiklik paketiydi. Özellikle de askeriyenin nüfuzunun sınırlandırılması, yargı kurumlarının kanuni sınırlarına bağlanması ve sivil kurumların denetimine boyun eğmesiyle “askeri devlet” kalkanının kırılması en büyük değişikliklerdendi. Türk hükümeti başbakanı %58 oranında yüksek bir oranla başarılı olduğu referandumun sonuçlarını “askeri vesayet sisteminin son bulması” olarak özetledi.

AKP’nin meydan okuması

AKP yoğun askeri ve laik güçler kalesine çok önemli bir gol attı. Ama maç bununla bitmedi. AKP’nin çıkıp anayasal devrimin bittğini söylemesi için önünde uzun bir yol var.

Partinin bulunduğu pekçok girişime rağmen halen Hıristiyan, Alevi ve Kürt azınlıklar sorunu şekil değiştiriyor. En büyük meydan okuma da “geniş özerklik” sloganının hepsini birleştirdiği hatta bazılarının Kürtlerin bulunduğu bölgeleri savunma gücü oluşturma ve Türkçe’nin yanısıra Kürtçeyi kullanmaya çağırdığı Kürtlerle oluyor. Aynı şekilde Aleviler de onların özelliklerini tanıyacak, sünnilerle birlikte vatana eşit bir biçimde ortak olacakları bir “Türk devleti” arıyorlar.

Örneğin başörtüsü sorunu ÖSYM’nin aldığı kararlarla belirli bir şekilde delinse de -kanuni çerçeve sorunu çözmektedir- halen bu soruna nihai noktayı koyacak kesin anayasal bir değişiklik bulunmamaktadır.

Parti liderlerinin zihninden reformun tamamlanma süreci bir an olsun silinmiyor. Ama Haziran 2011’de yapılacak olan parlamento seçimlerine kadar olan süre adım atmaya yetecek kadar uzun değildir. Bu nedenle reformaların tamamlanması parlamento seçimlerinden sonrasına ertelenmiştir. Bu büyük bir başarıyla seçimlerden çıkmak isteyen Erdoğan tarafından kasıtlı yapılmaktadır. Böylelikle iktidarına olan güveni tazeleyecek ve ona daha büyük adımlar atması yetkisini verecektir. Bu adımlar yeni sivil bir anayasa için yapılacak hazırlıklardır. Bu anayasa özgürlük ve demokrasiyi güçlendirmekte ve Türkiye’nin AB’ye katılmasını sağlayacak temel şartı yerine getirmesini sağlamaktadır.

Beklenmeyen sürprizler olmazsa Türkiye’deki mevcut siyasi portre AKP’nin halk gücünü korumasını ve bunun sonucunda da önümüzdeki seçimleri kazanmasını ve alacağı oy oranındaki artışla birlikte tek başına iktidar olmasını sağlayacak.

Partinin başarı üzerine yaptığı bahislerin pekçok etkeni vardır. Bunlardan biri muhalefetin zayıf olması hatta ana muhalefet partisi içindeki sarsıntılardır. Erdoğan büyük bir gelişme içinde olan, enflasyon oranının düştüğü, dış ticaret ve Türkiye’deki yaklaşık 200 milyar dolarlık yabancı yatırımıyla devasa bir yükselişe geçen ekonomik alandaki başarılar üzerine bahse giriyor.

Dış siyaset

Dış siyasette ise durum biraz değişik olabilir. 2010 yılı Türkiye ile bazı bölgesel ve uluslararası güçler arasındaki ilişkilerde meydana gelen tehlikeli gerilimlerin yılıydı.

Türkiye etrafındaki gerilimin istikrara ve sonrasında Türk çıkarlarına hizmet etmediğinden hareketle, bölgesel ve uluslararası sorunlara “karışma” ve çözümü için arabulucu rol oynama politikası izledi. Türkiye Brezilya’yla uluslararası ve bölgesel alanlarda, İran’ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya ve 17 Mayıs 2010 “İran deklaresi” olarak bilinen ve uranyum zenginleştirmesinin Türkiye üzerinden takası olarak bilinen anlaşmayı imzalamaya ikna ederek girdiği dayanışmada başarılı oldu.

Türk başarıları bütün beklentileri aştı ve Türkiye büyük devletlerin başaramadığı şeyleri başaran uluslararası bir ülke oldu. İran’ın deklaresi, 2002 yılından bu yana takip edilen Türk stratejisinin pekçok anlam ve dersini taşıyan yeni bir dönemin başlangıcıydı.

Tahran deklaresi içerde, Batılı uluslararası güçler ve İsrail tarafından karşı saldrının başlangıcıydı. Batı bu deklareyi hemen reddetti, İsrail ise bunu hile olarak gördü. Sonrasında ise özgürlük filosu kampanyası, 31 Mayıs günü 9 Türkün kanına bulanmış mesajı vermenin altın bahanesi oldu. Bu operasyon İran’a yaptırımlar uygulama -bunlar Tahran’ın deklaresinde Türkiye’nin rolüne de bir yaptırım niteliğindeydi- kararı çıkaran Amerika, Rusya ve Çin’in büyük diplomatik örtbasıyla desteklenen İsrail güçleri tarafından gerçekleştirildi.

Özgürlük filosu olayı, iki aşama arasındaki ayırıcı noktaydı. Türkiye’nin bundan sonra attığı adımlar İsrail’in yabancı bir devletin askerleriyle uluslararası sularda ilk defa sivil Türk vatandaşlarını öldürdüğü saldırının hacminde olmadı.

Türkiye’nin özgürlük filosu mesajını iyi anladığı görünüyordu. İsrail’le gerilimi tırmandırmaktan kaçındı, Amerika ile olan bağlantılarını yoğunlaştırdı hatta Ortadoğu’da özellikle Filistin konusundaki hareketinde bir parça gerilemeye tanık olundu. Türkiye’nin ideolojik söyleminin tonu yükselmiş olsa da bunun bölgesel ve iç sebepleri vardı.

Türk diplomatik hareketinden AKP liderlerinin, Türkiye’nin Ortadoğu’daki rolünün İsrail’le olan gerilimin devam etmesi ve Türkiye’nin İsrail karşıtı söyleminin giderek şiddetlenmesinin gölgesinde daha fazla bir şey gerçekleştiremeyeceği ve İsrail olan tabii ilişkilerin, ister Filistin meselesi, ister İsrail ve Suriye arasındaki müzakereler isterse İran ve Batı arasındaki müzakerelerde olsun oynadığı arabulucu rolünün devam etmesi için zorunlu olduğunu çok iyi anladıkları görünüyor. Bu nedenle Türkiye’nin İsrail karşısındaki “iyi niyet” girişimleri İsrail’in aralarındaki sorunu çözmek adına Türkiye’nin hiçbir şartına karşılık vermemesine rağmen çoğaldı. İki resmi toplantı düzenlenmesinden Türk uçaklarının Erdoğan’dan gelen emirle İsrail’in kuzeyindeki yangını söndürmeye katılmasına kadar farklı girişimlerde bulunuldu.

Türkiye’nin Amerika’nın mesajını anlaması ve Amerika, İsrail ve Batı’yla olan ilişkilerini korumayı istemesi aynı şekilde Ankara’nın Türk topraklarında füze kalkanının dağıtımını ve füze kalkanı projesinden çok önce yapılan bütün değişikliklere ve İran ulusal güvenliği için taşıdığı tehlikelere rağmen onaylamasında da görülebilir.

Arabuluculuk rolü

Etrafını saran bütün karmaşık koşullara rağmen Türkiye’nin rolü bölgesel çevresinde her zaman yerini koruyor. Yunanistan, Rusya ve İran’la ilişkilerini güçlendiriyor, Suriye, Lübnan ve Ürdün’ü Türkiye ile gümrük birliğine teşvik ediyor. Avrupa yönündeki ilerleyiş 1994 ve 2003 yılındaki gibi büyük sıçrayışlara tanık olmamasına rağmen yavaş adımlarla bile olsa halen ilerleme gösteriyor. Bu, Türkiye özellikle de AKP için vazgeçilemeyecek bir dosyadır hatta içerdeki reformların tamamlanması için zorunluluk teşkil etmektedir. Çünkü değişim Avrupa kaldıracına ihtiyaç duymaktadır. Buna binaen Türk-Avrupa müzakereleri dosyasındaki hareketlilik, gelecek seçimlerden sonra yapılacak yeni bir anayasının hazırlanması ve kabul edilmesine bağlıdır.

Araştırmacı yazar Dr. Muhammed Nureddin'in swissinfo.ch'da kaleme aldığı "2010'da Türkiye" başlıklı analizi, gülşen Topçu tarafından israhaber için tercüme edildi.




Yazdır
Tasfiye Dergisi
  ANALİZLER diğer
Bir Dönüşümün İbretlik Hikayesi
Son gelişmeler de göstermektedir ki İstanbul İslamcılığı ve ağır abi sendromu son demlerini yaşamaktadır.
Kadrican MENDİ
Suriye'ye Müdahale
Şimdi Türkiye'nin bir çılgınlık yapıp müdahale ettiğini varsayacak olursak maliyet ne olacak, ona bakalım.
Ali BULAÇ
İstanbul İslamcılığı Düşerken
Gücü iktidara yaslanarak bulanlar, o gücün koltuklarla birlikte devrileceğini nasıl unutabilmektedir?.
Beytullah Emrah ÖNCE
Romantik Beklentiler, Nostaljik Umutlar
Karşı karşıya bulunduğumuz tarihsel olaylar, hareketler, ayaklanmalarla ilgili olarak niceliksel ölçütler kullanmak gibi bir zaafımız var.
Atasoy MÜFTÜOĞLU
NATO, Türkiye ve İslam Dünyası
İşaret ettiğim ideal politiği, reel politiğe dönüştürecek özgür nesiller gelecektir, Tih sürgünü 40 yıl sürse bile, o gün gelecektir.
Ali BULAÇ
“Suriye'nin Dostları”: Yenildik; Ama…
Bir ay içerisinde Annan planını baltalamayı başaramazsalar, “Dostlar”ın “Suriye devrimi” tabutunun son çivisi Paris toplantısında çakılır.
Alptekin DURSUNOĞLU
Tarihi ve Felsefi Yönleriyle Demokrasi
Demokrasi sadece araçları bulunan bir devlet yönetimi şekli olmayan, aynı zamanda bir felsefesi bulunan değerler bütünüdür.
HAMZA ER
İhtiraslar ve Muhterisler Çağında Yaşamak
Emperyal güçler "Arap Baharı" ya da "devrimleri" olarak anılan süreçleri evcilleştiriyor ve devrimleri maaşa bağlıyor.
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Fe Eyne Tezhebun?
Emperyalist katillerden silah talep etmek "Türkiyeli Müslümanlar"a yakışıyor mu? Bu adım, Türkiye İslami hareketindeki yeni bir kırılmanın habercisidir.
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Ha Gayret ...
Ha gayret hele bir şu Suriye’yi de özgürleştirelim, İran ve hizbullahın başını ezip bölgemizdeki şia tehlikesini de etkisizleştirelim.
Kadrican MENDİ
Suriye'de Dolaşan Kanlı Gömlek
Evet, Suriye’de dolaşan gömlekteki kan Suriyelilerin, bunu görüyoruz.
Beytullah Emrah ÖNCE
Ortadoğu'nun Şiddet Sabitesi?
Ortadoğu son bir yılda son zamanların en önemli siyasal ve toplumsal hareketliliğini yaşıyor.
Akif EMRE
Gerçekleri Görme Yetisini Kaybetmek
Küreselleşme süreçleriyle birlikte, bizler de yeni bir uzama girdik.
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Suriyeli Devrimcilere
Batıya, ABD'ye, Araplara ve Türkiye'ye güvenmeyin! Çünkü Siz onların sizin için neler planladıklarını daha iyi bilmektesiniz.
Eymen EL ZEVAHİRİ
Suriye Devrimi
Tarih, 16-9-1931 gösterdiğinde öncü mücahit Ömer Muhtar İtalya sömürüsüne karşı ülkesi Libya'yı müdafaa ettiği için darağacında asılmıştı.
Kemal HATİP
Suriye Halkı, Rejim ve Arap Birliği'nin Kurbanı
Suriye iki türlü izolasyonla karşı karşıya.
Abdülbari ATWAN
Suriyeli Devrimcilere Uyarılar
Suriye halkını savunma naraları atanlara baktığımda aslında hedef ve gayelerinin Suriye halkı ve özgürlüğü olmadığını görüyorum.
Prof. Abdussettar KASIM
diğer analizler »
Copyright © 2012 israhaber

israhaber bünyesindeki haber ve fotoların her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden alınamaz
IE 6+ // Firefox 2+, [ 1024 x 768 ] // Macromedia Flash // Tasarım ve Kodlama artıweb